sen bilmezsin ki kimsin aslında
herkesin gördüğü kadar değilsin evelallah
inanma kimseye
en başta kendine
dinle içini
duy sözünü
bir iyilik yap kendine!
gerçeğe ne kadar yakınız aslında
görmek istemediğimiz için bakmıyoruz
yalan olduğuna inanmak istemediğimiz için
güveniyoruz
gerçeğe katlanamadığımız için
omuzlarımız onun yükünü taşıyamayacağı için
ne kadar zayıfız
tek hamlede yıkılırız
eğer o hamle güvendiğimiz insandansa
hem de görmemek için gözlerimizi ellerimizle bağlamışken
yığılır kalırız
tek başımıza kalkamayız bazen.
sonra gitmek isteriz
-aslında her zaman
hepimiz ara ara gitmek isteriz o ayrı-
ama yıkıldığımızda
dibe vurduğumuzda
dayanılmaz bir istek duyarız gitmek için
yeniden yükselmek için dipten
ve ben hep giderim
bir günlüğüne de olsa kaçarım
yeni yerler görerek yenilenirim
ve dönerim
zor değil
geri döneceğini bilince hiç zor değil
gitmek istiyorum yine
tek başıma
sevdiklerimi mutlu olduklarını bilerek
arkamda bırakmak istiyorum
dünyanın bir yerinde bir şehir var
benim şehrim
benim nefesimle can bulacak bir şehir var
kafamı her çevirdiğimde gördüklerimden mutluluk duyacağım bir şehir
evet var
herkes için uygun bir şehir var
gerçekten
sen anlattın hep
acıları anlattın
sevgileri anlattın
ama hep en güzel aşkı anlattın
ben bir sandalye çektim oturdum
en çok aşkı anlatmanı sevdim.
hayatın açtığı yaraları kapatmak için bir çaban vardı
herkes gibi olmaya çalışman vardı
ama sen farklılığını örtbas edemiyordun
ilk bakışta "gördüm" ben seni
kocaman yüreğini
sen her yerde ve her koşulda farklıydın
acıların değildi sadece farkın
gülümseyişin, bakışın, davranışların
naif ve düşünceli halin
insanı dünyanın en özel varlığı gibi hissettirmen
ama en nihayetinde sen özeldin
farkının farkında olmayan
acılı bir adamdın.
anlat
hep anlat bana aşkı
ben en çok aşkı dinlemeyi severim
kimse kendini kandırmasın
aşk acısız olmaz
acıdan kimin ne anladığını bilmiyorum
ama sen aşktın
acıyla yoğrulmuş bir aşk yaşattın
hayat sana kötü davranmıştı sevgilim
sen olabileceğin en iyi haldeydin!
gerçek bir sevgiyi her zaman hak ettin
aşkı bilmeyen insanlar olabilir
ayıp değil
ama aşka saygı duymamak ayıptır
ben de ayıp etmedim
baştan ayağa aşktın sen
dokunduğun her insana göz yumdum
seni fark etmiş olmalarından
gizliden gizliye gurur duydum
dedim ya kocaman bir yüreğin vardı senin
bir sürü insan sığabilirdi
bunu zaten biliyordum
bencil olmayacağım.
acıyı aşka kattın
benzersiz bir karışım çıkardın ortaya
dokunduğun her insana dağıttın
aşkı öğrettin sen hep
nasıl kızıyım sana.
sen acılı bir adamsın sevgilim
ve ben en çok senin aşkını sevdim
hayat sana kötü davranmıştı sevgilim
sen olabileceğin en iyi haldeydin!
bu senin için bir veda mektubu olsun
benim için zaman izafidir bilirsin
zaman durmaz kimbilir belki de akmaz
aşkı öğrendiğim acılı adam
hoşçakal.
kapıyı kapattık ve oturduk
gözlerimdeki yaş
göz kapaklarımdan taşmak istiyordu
ben engel olmuyordum
ama bir türlü akmıyordu yaş
-halbuki yanaklarımın ihtiyacı vardı suya-
yaşım gözlerime sığındı
akamadı
özgürlüğüne kavuşamadı
boğazımda bir yumru vardı
yutkundum yutkundum
geçmedi
beynim durmuştu sanki
grev ilan etmişti,
çalışmıyordu
emir komuta zinciri dağılmıştı adeta
vücudumdaki hiçbir organ işlevini yerine getirmiyordu sanki
ve midemden tüm vücuduma bir heyecan dalgası yayıldı
belki de değişik bir tür korkuydu bu
heyecan değildi
neredeydim ben tam olarak!
kendimi vızır vızır otomobillerin aktığı bir yolda
çarpılmadan durabilen
çiçekçi kadınlar, çocuklar ya da adamlar gibi hissettim
ama kapıyı kapattık önce ve oturduk
hissettiklerim yoktu sanki
duran beynime ayak uyduruyordu kalbim de
hissetmiyordum
korkuyordum
ağlayamıyordum
zaman akıp gidiyordu
ayrılık kapının dışında kalmıştı
biz ise içerideydik
kapana kısılmıştık sanki
sonra gözümdeki yaş kayboldu akamadan
boğazımdaki yumru geçti
midem tenhaydı artık
beynim, organlarım çalışmaya devam etti
pencereyi açtım ve derin bir nefes aldım
beni anlamayan hayata soludum sonra
her şey eski seyrine döndü
ve her şey nefes alıp vermek kadar basitti işte
gitmeleri severim ben
yalnız olmayı severim
ayrılıklar suskunlukları götürür
sessizliği sevmem ben
ve biz seninle yine vedalaşamadık
pencereden ne güzel görünüyordu yıldızlar
kendi yıldızıma göz kırptım
benim olan şeyleri severim ben
kapı hala kapalıydı biz de içeride
ayrılık ise dışında kapının
kapının ardında kalanlar hayatı mutsuz kılanlar mıydı gerçekten?
ayrılık her zaman kapının dışından başlıyordu
peki ya mutluluk?
hızlı kalp çarpması bir işaret olabilir mi
kalp ritmi bozukluğu dışında
anlık hafıza kayıpları peki
bir kaç saniyenin silinmesi beyinden adeta
yanındakilere "ne yaptım az önce?" diye sormalar
nörolojik bir rahatsızlığın belirtisi filan
peki sebepsiz ve kendi kendine gülmeler
ruhsal bozukluk dışında
bir şeylerin alameti ferikası olamaz mı?
bu belirtiler aşk teşhisi koymaya yeter mi
ben anlamam ama
aşkın sınırı insandır
ve aşığım diyorsa aşıktır!
yalnız insana kimsesiz denmez
çünkü bazı insanların kimsesi yalnızlığıdır.
onunla arasındaki bağ
pek çok aşkı kıskandırır
bazı insanlar yalnızlığa aşıktır
yargılayamazsınız.
bahanedir hep birilerini hayatlarından çıkarmaları
daha doğrusu,
hiç hayatlarına almamaları
aradığını bulamadığından değildir.
yalnızlıkla aralarındaki bu aşk
ihanet kabul etmez.
bir gönül bağı
bir yaslanılan duvar
örtük bir pencere kimi zaman
ve örtük bir pencere güven verir.
yalnızlıktan kopamaz "bu insanlar"
ne zaman kopmaya yeltenseler
arada üçüncü bir kişi olarak belirir yalnızlık
yalnızlık vücut bulacak kadar kıskançtır yani bazen
ah bu bazenler
"bu insanlar" için bir ömrü ifade eder aslında.
sayıları çok değil yanlış anlaşılmasın
örgütlü bir topluluk filan da değiller
ama bir yalnız bir yalnızı
daha gözlerine bakmadan
her halinden tanır.
işte bu yüzden her insana yalnız denmez
denemez
kim bilir belki de yalnızlığı bilmeyenler
aşkı da hiç bilemeyeceklerdir.
yollardan geçiyorum
sana geliyorum
geçtiğim yolları benim yapıyorum önce
sonra bir taş alıyorum elime
fırlatıyorum uzağa
ardından koşuyorum
tekrar almak için
sana gelmenin eğlenceli yollarını
bulmaya çalışıyorum.
sokaklardan geçiyorum
her geçtiğim sokağa izimi bırakıyorum
geri dönerken senden,
kaybolmamak için belki masaldaki gibi
ya da bulmaya gelsinler diye beni
ben beni bulmazdan önce
bilmiyorum
ama geçtiğim her sokağı
bir fiil benim yapıyorum önce
adını yazıyorum duvarlara
bilmediğim adını
ve çıkarken sokaklardan
duvarlarımı yıkıyorum
tahrip gücü yüksek bir şekilde
ağaçlardan geçiyorum
elma ağaçlarından
iki tane koparıyorum dalından
biri sana her zaman,
her koşulda
biri de bana
ağaç benim oluyor sonra
bir parçası ben de
onu utandırmamalıyım
bir elma nasıl en güzel yeniyorsa
öyle yemeliyim
ama seninle.
dünyadan geçiyorum
ilk önce benim yapıyorum dünyayı
ama sana varamıyorum hiç
çünkü sen hep başkalarınınsın
ve hep başkalarının olacaksın
ben de hep dünyaya özenip etrafında dolanacağım
ama asla bulamayacağım seni
çok garip
bundan tarifsiz bir haz duyuyorum
ey dünyanın bir yerindeki eş ruhum
bil ki
o elmayı saklıyorum!
sait faik der ki; yazmasam deli olacaktım
turgut uyar, yazmasam ağlayacaktım, der
bazı insanlar için böyledir işte
yazmak yaşayabilmek demektir
ekmek demektir.
bana gelince
eğer yazmasam katlanamazdım.
bu yüzdendir bende ki önemi
nefes almakla aynı anlama gelir benim lügatımda.
lizbon alfama'da bir sokak. çok dar sokaklar vardır alfamada.
türküde der ki üstad
"giden gün ömürdendir"
yapılması gereken bir sürü şey
yapmak istenen bir sürü şey
sadece iki kelime fark
aslında ne çok şey anlatmak istiyor.
rahat bırakın artık şu kelimeleri
bırakın istediklerini anlatsınlar
siz anlatamıyorsanız
bırakın onlar anlatsınlar!
dert kemirir insanı
derdi de insanın içindeki
söylenmeyenler oluşturur
söyle
sonra arkanı dön
çek git gerekiyorsa
ama tutma içinde hiç bir şeyi
haykır İstanbul gecesine
ışık kirliliğinden görünmeyen
yıldızların altında
sen göremesen de yıldızlar çok gökyüzünde
seç birini
senin yıldızın olsun
yıldızlar tüm insanların
ama tüm insanlar için aynı değil, der küçük prens bilirsin
bu hayat sevmeden olmaz ki
ne yaparsan yap
renksizliğe hapsolursun sevgisiz
aydınlık sadece aşkla gelir
her şey aşkla gerçek rengine kavuşur
yıldızlar daha çok parlar
sırf aşka mahçup olmamak için, inan!
yeter ki sen tutma içinde
haykır herkese
tüm evrene!
aşk kötü bir şey değildir
acısı mutluluğunun yanında hiç kalır
çünkü sevdiğinin gülüşüyle aydınlanır tüm karanlık
ben derim ki
dert söylenemeyenlerden oluşur
ve ne güzel söyler üstad
giden gün ömürdendir.
acı çekmenin tarifsiz bir haliyim ben
içimin hiç de derin olmayan yerlerinde gizlenir hüznüm
gönlümün denizinde bir bakışta görülecek kadar sığ
ama mutlulukla karıştırılacak kadar benzerdir olağana
aslında gizlenmez yanlış söyledim
tam tersine
fark edilmeyi umar hep
görülmek ister
bu kadar ortalıkta olması ondandır.
acı çekmenin tarifsiz bir haliyim ben
kaybolmaktan korkan
ama kaybolmak için bilmediği sokaklara girenlerdenim
keşfetmek uğruna bilinmeyeni
ışıkları kapatır ve oturur
saçma sapan şiirler yazarım ben
ışık fukaralığından değil
anlamak için karanlıktakileri
hiçbir zaman anlaşılmayacağımı bilerek hem de
anlamak isterim her şeyi.
acı çekmenin tarifsiz bir haliyim ben
aşk uğruna kül olmadım belki
ya da kanlı yollardan geçmedim
ermedim bilinmeyenin bilgeliğine
ama hep haksızlık gördüm
geçtiğim her yolda
karşılaştığım her insan da
evet geçtiğim her yol haksızlık üstüne kurulmuştu
ve evet karşılaştığım her insan haksızlığa uğruyor
yolda yürürken insanların yüzlerine bakıyorum
hep hüzün görüyorum
sonra acı duyuyorum içimde
tarifsiz bir haline dönüşüyorum acının
yapmasınlar insanlar bunu birbirine
onlar kim ki yargılayıp duruyorlar
insanlığa haksızlık yapıyorlar
öldürüyorlar, yok sayıyorlar
istedikleri gibi at koşturuyorlar
"koskoca" "insanlık" da izliyor
acı çekiyorum
insanlık ne demek ben bilmiyorum!
yazdığın mektupları dönüp okudum bugün
sesini hatırlamaya çalıştım
dostuma senden bahsettim
özledim dedim
galiba özledim
nedenini benim de bildiğimi anladı yüzümden
bana yazdığın şiirleri okudum sesli sesli
diyordun ki birinde;
"sevmek bir eylem olmaktan çıkmış da
durgunlaşmış sanki bedenin de"
güzel şiirdi.
bilinçaltımın bu güzel oyununu unutacağım yarın biliyorum
sebebi budur bu şiirin
çünkü unutmak kötü bir şeydir!
güzel hatıralar her zaman anılmayı hak eder
hayatlarımızdan zararsız akıp geçip gideceklerse eğer!
korkmaktan yılmıştı
gözlerini kocaman açıp
köşeye sindi
o yüzünün halini
o yorgun ve korkmuş yüzünü
ömrüm boyunca unutmayacağım
unutamayacağım
omuzlarında yılların yükü yoktu
omuzlarında yaşanmışlıkların yükü vardı
gencecikti, tazecikti
gözlerinden anlardı insanlar bu halini
zaten herkesi gözleriyle etkilerdi
çok güzeldi
belki de en çok bu yüzden kaybetti.
kaybetti
peki kimin savaşında
ya da kimin oyununda kaybetti
kader oyununda
hem de kendi yönettiği her oyunda
hep kazanan olmayı umarak
çocuksu gülümsemesiyle yenildi.
hep güçsüzlükle yeniden başladı
aptal oldu hep
çünkü hep aynı hataları yaptı
hata olduğunu bile bile hem de
hep 1-0 yenik başladı
ama hep yeniden başladı
yüzünde yaralı gülümseyişi
gözlerinde acılı geçmişi
dünya güzeli, tazecik
minik elleriyle yazdı hep kaderini
ama dikkat ettimde
özensizdi hep tırnakları
umudu sürerdi dudaklarına
yanaklarına da yalanları
ama dedim ya
korkmaktan yılmıştı
demir atmaktı amacı
mutluluk denizine
sonra ona okyanusu gösterdi o
demir atmadan yaşanacak
ve yaşa yaşa bitmeyecek engini
korkma artık
çünkü o geldi
verme elini ona
ama bil hep yanında
sen tek başına yüz okyanuslarda
elinden tutmayacak ama
hep yanında olacak unutma!
gece içine çekiyor beni
alıp karşısına sohbet etmek istiyor
yalnız gece
yalnız sokaklar ama sokaklar ilgilenmiyor benimle
benimle ilgilenen gece
alıkoyuyor beni uykumdan
halbuki uyumak var
unutmak var
hayallere dalıp bir an da olsa gerçek zannetmek var
ama gece yalnız
bırakmıyor beni
iki kelimenin belini kırmak istiyor
anlamıyorum kelimelerden ne istiyor
halbuki kelimelerle güzel olmak var
kelimeler yanyana ancak bir şiir için gelmelidir
boş boş konuşarak ziyan ediyorlar
kelimeler
oğuz atay ne güzel söylüyor
"kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor"
-bunun benim söylediğim şeyle ilgisi yok.-
ama gece ısrarla tutuyor yakamdan
zorla bir şeyleri gözüme gözüme sokmak istiyor
yalnız gece beni kendiyle karıştırıyor
uyumak istiyorum halbuki ben
unutmak istiyorum
ey gece
sarılmak için her açtığında kollarını
ısınmak istediğinde
sevildiğini sandığında
üşüdüysen daha çok
kırıldıysa kalbin,
kaybettiysen her seferinde
tam buldun zannettiğinde
anlamlarını her şeyin
bana ne!
ey gece
yalnız gece
yalnızlığını yüzüne vurduğumda
içimi soğutan gece
git artık
uyumalıyım ben
unutmalıyım
yoksa yeni bir güne nasıl başlarım!
bilmediğim yerlerden sorma bana
anlamını kavrayamadığım şeylerle sınama
yakma canımı
anlamayı istememişim gibi davranma
acını ortadan kaldırmaz
beni acıtman
kırılan kalbini tamir etmez
benim gözyaşlarım
eğer benim gözümden akan yaşlar
su serpecekse senin yüreğine
tamam
dur durak bilmeden
gözlerimi kanatırcasına ağlarım
çekinmem, bilirsin!
ama bile isteye oynama taşlarla
yıkma ne var ne yoksa bu şehirde
kalma altında önce teker teker
sonra tüm yüklerin
taşıyamazsın, bilirsin!
kanatma yüreğini,
acıtma canımı
yüreğim pare pare oldu
sadece sana parçalandı
her parça sana adandı
kolay acıtamazsın, bilirsin!
zor olanı yapma
benim canım senin canından geçer çünkü
sana değer önce atılan taşlar
sana gelir önce dertler, acılar
sevinçler, kederler
önce senden geçer
benim canım senden geçer, bilirsin!
lisbon'da bir gün batımı manzarası. çok güzel bir gündü. fotoğraf makinem yeniydi heyecanlıydım ve en güzel anıları dondurmak istiyordum. güzeldi.
beklenti hayatın olmazsa olmazıdır
ama kural bu ya
beklenti arttıkça memnuniyet azalır
yani ne kadar iyi beklenti varsa
-herhangi bir şey için-
sonuç o kadar az tatmin edici olur.
mesela her zaman,
hiç beklemediğimiz anda olan bir şey için
en mutlu oluruz.
ya da bizim gözümüzü yaşartan
hiç beklemediğimiz birinin yaptığı herhangi bir şeydir.
zamanı akışına bırakmak elbetteki kolay değil
ama en az acı verendir.
bunu ben söylemiyorum
"hayattan beklentiler teorisi" söylüyor
kimin uydurduğunun ne önemi var.
hangimizsek fark etmez.
mutlu olun siz
sadece sizin mutlu olmanız için
bir şeyler yapanlar var.
mutluluk için sebep arayanlar
sözüm size!
bu aralar Fransızca şarkılar dinleyip,
efkarlanıyorum
şarap yakışır şimdi
ama sevmem bilirsin
seni de sevmem,
bilirsin...
ama yanlış bilirsin
ben düzeltmeyeceğim bu yanlışı
sen de her zaman böyle zannedeceksin
arada aklına geldiğimde
avutacak bu seni
böylece üzülmeyeceksin.
benim arada aklıma geldiğinde ise
bunu asla bilemeyeceksin
tıpkı bu şiirlerin kime yazıldığını
bilmediğin gibi.
zamanın el değmemiş kuytularında dolaştık el ele
sonra döndük kaldığımız yerlere
birden farkettik ki
bu yerlerden farklı görüyor herkes bizi
o zaman dedik
yok olalım!
zaman saklar bizi
alır içine
dehlizlerinde kayboluruz bizde
gönül rahatlığıyla
başka ne diler ki insan !