hafızam beni yanıltmıyorsa bu resim Picasso'nun. bu resmi görevliden gizlice Madrid'de bir müzede çektim. orjinal olduğu için fotoğraflamak yasaktı -elbetteki flaşsız çektim :)
sen bilmezken ben çok severdim seni sen bilir gibi olduğunda ben hala seviyordum seni sen biliyor musun bilmiyorum ama ben seviyorum seni sen hiç bir zaman emin olamayacaksın biliyorum ama ben seviyorum seni hazal çetin
bu resmi Porto'da yürürken bir duvarda gördüm ve fotoğrafladım.
uykuya karşı bir direniş halindeyim uyku sığınaktır ben ise sığınmak istemiyorum hiçbir şeye gardımı almadan hayata en başta sana yürümek istiyorum sadece nereye varacağımı bilmeden güzel hayallere dalar insan içine girer sahte dünyanın sahte olduğunu anlayınca her şey daha çok acı verir acı katlanarak çoğalır kitaplar geçer hayatlarımızdan şiirler geçer bazen geçmez kalır şiir gibi yaşanmışlıklarımız olur yaşanmışlıklar şiirlere dönüşür çokça zaman ama ben seninle kalmak isterdim şiirler okumak sana direnmek daha kolay olurdu o zaman mücadelede omuz omuza HAZAL ÇETİN http://www.yazarport.com/yazar.aspx?yazar=2283
bir yüreğe yaslanabilmek için
yeniden başlamalıyım
eskiden inandıklarımı yalanlamalıyım
okuduklarımı unutmalı
gördüklerimi silmeliyim beynimden
bir yüreğe ısınmak için
kendime yeni doğrular bulmalıyım
hayır
sadece yaşamalıyım
yıllar sonra hiç yaşamamışım dememek için
her anı bin bir özenle dokumalıyım
zaman kıymetlim
baş üstünde taşımalıyım
ömrümü kimsenin ellerine bırakmadım
bundan sonra ne değişti ki bırakayım
sevmeliyim sadece sevmeli
çünkü bazen ne yaparsan yap
olması gereken olur
kadercilik değildir bu
asla yazılmış bir senaryoya inanmadım
bu kolaycılıktır
halbuki herkes yaptığının ceremesini çeker
bir çeşit düzen bu
bir denge.
sen ise;
bir yüreğe ısınmak için
önce kendin inan bahanelerine!
bir kağıt var elimde
boş
ömür gibi
kelimelerin ard arda dizileceğinden haberi yok
ömrün neler yaşanacağından haberinin olmadığı gibi
yazılacak, belki karalanacak
ama insan ne yaşamışsa
önce onu yazacak
bilinmez keder mi sevinç mi
ne hissetmişse onu anlatacak
ben her şeyi bilmek istemeyenlerdenim
bana inanacağım yalanlar söyleyin
eğer gerçek yıkacaksa tüm şehri üzerime
günah olmaz o zaman yalanlar
ilk önce içini temizlemeli insan
içini döküp bir görmeli ne var ne yok!
boşa zaman harcamazdı o zaman belki
olmayanı oldurmaya çalışarak!
madrid'de bir mekan. dışı çok hoşuma gitmişti nerdeyse her mekan bu kadar süslüydü.
muzaffer abi oturdu karşıma elinde kadehi kadehin içinde az sulu rakı buzlu -yanlış anlaşılmasın rakı ve buz sadece abi dedim, anlat dedi:
bazen bir ipucu çıkıyor karşıma
takip ediyorum o ipucunu
peşinden gidiyorum
ama hiç bir şey olmuyor
her şey aynı kalıyor
tam emin olmuşken
tamam artık, derken
yanıldığımı anlıyorum
yanıldığımı anlamam her zaman
emin olmamdan sonraya denk geliyor
ya ben çok aptalım
ya da insanlar çok yalan
ya ben görmüyorum
ya insanlar çok iyi oyuncu
anlamıyorum
neden böyle?
ben bilmiyorum
dedim abi kural böyle oyun dışı kalmamak için oyun doğru oynanacak bir düşülecek bir kalkılacak insanlar giricek hayatımıza gidicekler şehir üstümüze yıkılacak sonra unutucaz ama hep güvenicez abi hem her seferinde daha eksik olacak ruhumuz hem de daha acımız çok ama güvenimiz tam olacak içicez abi ağlaya ağlaya yeniden doğmak için başlamak için yeniden şerefine abi
zaman her şeyin ilacı değildir
ama zaman çok şeyin ilacıdır
eğer sen her gün uyandığında
tekrar tekrar yaşıyorsan aynı şeyi
hep hatırlıyorsan
unutmana izin vermiyorsan
zaman sana ilaç olamaz
ama bazen hayat sana hatırlatır
hatta bazen hayat sana hep hatırlatır
zamansa çaresiz kalır o zaman
çünkü hayat zamanı hep alteder
hayat kazanır
zaman kaybeder
sen kazanırsın
sen kaybedersin
ama özlersin
hep özlersin
içinde bir yerlerde hep beklersin
"onu o kadar çok özledim ki
hissedecek" dersin
umarsın hep
sıra değişmez hiç
herkes için hiç şaşmaz
seversin
umarsın
beklersin ve özlersin
bekleyerek özler
özleyerek beklersin
bu fotoğrafı Kütahya'da çektim, konak kahvecisinin duvarındaki hoşuma giden bir söz olarak anılara eklendi
hayatta değer vermen gereken şeylerin sayısını azalttığın zaman
mutlu olma sebeplerini de
azaltmış olmuyor musun aslında
değer vermediğin bir şey için
sevinip üzülmeyeceğini düşünüp
üzülmemek için değer verme demek
fazla düz mantık gibi geliyor bana
hayat o kadar komplike
ve o kadar içe içe ki her şeyle
düz mantık sadece yorar insanı
korkmadan adım atmak
yarını düşünmeden yaşamak
güzeldir
değer verdiklerinin çok olması
mutlu olma olasılığını arttırır sadece
değer vermelisin
hayatta senin için önemli şeyler olmalı
kalbin sıkışmalı bazen
biri için endişe etmelisin
heyecanlanmalı
tir tir titremelisin de bazen
aslında hayatta ki her şeyi yaşamalısın
her şeyi!
ve bir şey geldiyse başına
geçmesini beklemelisin
çünkü o geçecek sen de güleceksin
sen bilmezsin ki kimsin aslında
herkesin gördüğü kadar değilsin evelallah
inanma kimseye
en başta kendine
dinle içini
duy sözünü
bir iyilik yap kendine!
gerçeğe ne kadar yakınız aslında
görmek istemediğimiz için bakmıyoruz
yalan olduğuna inanmak istemediğimiz için
güveniyoruz
gerçeğe katlanamadığımız için
omuzlarımız onun yükünü taşıyamayacağı için
ne kadar zayıfız
tek hamlede yıkılırız
eğer o hamle güvendiğimiz insandansa
hem de görmemek için gözlerimizi ellerimizle bağlamışken
yığılır kalırız
tek başımıza kalkamayız bazen.
sonra gitmek isteriz
-aslında her zaman
hepimiz ara ara gitmek isteriz o ayrı-
ama yıkıldığımızda
dibe vurduğumuzda
dayanılmaz bir istek duyarız gitmek için
yeniden yükselmek için dipten
ve ben hep giderim
bir günlüğüne de olsa kaçarım
yeni yerler görerek yenilenirim
ve dönerim
zor değil
geri döneceğini bilince hiç zor değil
gitmek istiyorum yine
tek başıma
sevdiklerimi mutlu olduklarını bilerek
arkamda bırakmak istiyorum
dünyanın bir yerinde bir şehir var
benim şehrim
benim nefesimle can bulacak bir şehir var
kafamı her çevirdiğimde gördüklerimden mutluluk duyacağım bir şehir
evet var
herkes için uygun bir şehir var
gerçekten
sen anlattın hep
acıları anlattın
sevgileri anlattın
ama hep en güzel aşkı anlattın
ben bir sandalye çektim oturdum
en çok aşkı anlatmanı sevdim.
hayatın açtığı yaraları kapatmak için bir çaban vardı
herkes gibi olmaya çalışman vardı
ama sen farklılığını örtbas edemiyordun
ilk bakışta "gördüm" ben seni
kocaman yüreğini
sen her yerde ve her koşulda farklıydın
acıların değildi sadece farkın
gülümseyişin, bakışın, davranışların
naif ve düşünceli halin
insanı dünyanın en özel varlığı gibi hissettirmen
ama en nihayetinde sen özeldin
farkının farkında olmayan
acılı bir adamdın.
anlat
hep anlat bana aşkı
ben en çok aşkı dinlemeyi severim
kimse kendini kandırmasın
aşk acısız olmaz
acıdan kimin ne anladığını bilmiyorum
ama sen aşktın
acıyla yoğrulmuş bir aşk yaşattın
hayat sana kötü davranmıştı sevgilim
sen olabileceğin en iyi haldeydin!
gerçek bir sevgiyi her zaman hak ettin
aşkı bilmeyen insanlar olabilir
ayıp değil
ama aşka saygı duymamak ayıptır
ben de ayıp etmedim
baştan ayağa aşktın sen
dokunduğun her insana göz yumdum
seni fark etmiş olmalarından
gizliden gizliye gurur duydum
dedim ya kocaman bir yüreğin vardı senin
bir sürü insan sığabilirdi
bunu zaten biliyordum
bencil olmayacağım.
acıyı aşka kattın
benzersiz bir karışım çıkardın ortaya
dokunduğun her insana dağıttın
aşkı öğrettin sen hep
nasıl kızıyım sana.
sen acılı bir adamsın sevgilim
ve ben en çok senin aşkını sevdim
hayat sana kötü davranmıştı sevgilim
sen olabileceğin en iyi haldeydin!
bu senin için bir veda mektubu olsun
benim için zaman izafidir bilirsin
zaman durmaz kimbilir belki de akmaz
aşkı öğrendiğim acılı adam
hoşçakal.
kapıyı kapattık ve oturduk
gözlerimdeki yaş
göz kapaklarımdan taşmak istiyordu
ben engel olmuyordum
ama bir türlü akmıyordu yaş
-halbuki yanaklarımın ihtiyacı vardı suya-
yaşım gözlerime sığındı
akamadı
özgürlüğüne kavuşamadı
boğazımda bir yumru vardı
yutkundum yutkundum
geçmedi
beynim durmuştu sanki
grev ilan etmişti,
çalışmıyordu
emir komuta zinciri dağılmıştı adeta
vücudumdaki hiçbir organ işlevini yerine getirmiyordu sanki
ve midemden tüm vücuduma bir heyecan dalgası yayıldı
belki de değişik bir tür korkuydu bu
heyecan değildi
neredeydim ben tam olarak!
kendimi vızır vızır otomobillerin aktığı bir yolda
çarpılmadan durabilen
çiçekçi kadınlar, çocuklar ya da adamlar gibi hissettim
ama kapıyı kapattık önce ve oturduk
hissettiklerim yoktu sanki
duran beynime ayak uyduruyordu kalbim de
hissetmiyordum
korkuyordum
ağlayamıyordum
zaman akıp gidiyordu
ayrılık kapının dışında kalmıştı
biz ise içerideydik
kapana kısılmıştık sanki
sonra gözümdeki yaş kayboldu akamadan
boğazımdaki yumru geçti
midem tenhaydı artık
beynim, organlarım çalışmaya devam etti
pencereyi açtım ve derin bir nefes aldım
beni anlamayan hayata soludum sonra
her şey eski seyrine döndü
ve her şey nefes alıp vermek kadar basitti işte
gitmeleri severim ben
yalnız olmayı severim
ayrılıklar suskunlukları götürür
sessizliği sevmem ben
ve biz seninle yine vedalaşamadık
pencereden ne güzel görünüyordu yıldızlar
kendi yıldızıma göz kırptım
benim olan şeyleri severim ben
kapı hala kapalıydı biz de içeride
ayrılık ise dışında kapının
kapının ardında kalanlar hayatı mutsuz kılanlar mıydı gerçekten?
ayrılık her zaman kapının dışından başlıyordu
peki ya mutluluk?
hızlı kalp çarpması bir işaret olabilir mi
kalp ritmi bozukluğu dışında
anlık hafıza kayıpları peki
bir kaç saniyenin silinmesi beyinden adeta
yanındakilere "ne yaptım az önce?" diye sormalar
nörolojik bir rahatsızlığın belirtisi filan
peki sebepsiz ve kendi kendine gülmeler
ruhsal bozukluk dışında
bir şeylerin alameti ferikası olamaz mı?
bu belirtiler aşk teşhisi koymaya yeter mi
ben anlamam ama
aşkın sınırı insandır
ve aşığım diyorsa aşıktır!
yalnız insana kimsesiz denmez
çünkü bazı insanların kimsesi yalnızlığıdır.
onunla arasındaki bağ
pek çok aşkı kıskandırır
bazı insanlar yalnızlığa aşıktır
yargılayamazsınız.
bahanedir hep birilerini hayatlarından çıkarmaları
daha doğrusu,
hiç hayatlarına almamaları
aradığını bulamadığından değildir.
yalnızlıkla aralarındaki bu aşk
ihanet kabul etmez.
bir gönül bağı
bir yaslanılan duvar
örtük bir pencere kimi zaman
ve örtük bir pencere güven verir.
yalnızlıktan kopamaz "bu insanlar"
ne zaman kopmaya yeltenseler
arada üçüncü bir kişi olarak belirir yalnızlık
yalnızlık vücut bulacak kadar kıskançtır yani bazen
ah bu bazenler
"bu insanlar" için bir ömrü ifade eder aslında.
sayıları çok değil yanlış anlaşılmasın
örgütlü bir topluluk filan da değiller
ama bir yalnız bir yalnızı
daha gözlerine bakmadan
her halinden tanır.
işte bu yüzden her insana yalnız denmez
denemez
kim bilir belki de yalnızlığı bilmeyenler
aşkı da hiç bilemeyeceklerdir.
yollardan geçiyorum
sana geliyorum
geçtiğim yolları benim yapıyorum önce
sonra bir taş alıyorum elime
fırlatıyorum uzağa
ardından koşuyorum
tekrar almak için
sana gelmenin eğlenceli yollarını
bulmaya çalışıyorum.
sokaklardan geçiyorum
her geçtiğim sokağa izimi bırakıyorum
geri dönerken senden,
kaybolmamak için belki masaldaki gibi
ya da bulmaya gelsinler diye beni
ben beni bulmazdan önce
bilmiyorum
ama geçtiğim her sokağı
bir fiil benim yapıyorum önce
adını yazıyorum duvarlara
bilmediğim adını
ve çıkarken sokaklardan
duvarlarımı yıkıyorum
tahrip gücü yüksek bir şekilde
ağaçlardan geçiyorum
elma ağaçlarından
iki tane koparıyorum dalından
biri sana her zaman,
her koşulda
biri de bana
ağaç benim oluyor sonra
bir parçası ben de
onu utandırmamalıyım
bir elma nasıl en güzel yeniyorsa
öyle yemeliyim
ama seninle.
dünyadan geçiyorum
ilk önce benim yapıyorum dünyayı
ama sana varamıyorum hiç
çünkü sen hep başkalarınınsın
ve hep başkalarının olacaksın
ben de hep dünyaya özenip etrafında dolanacağım
ama asla bulamayacağım seni
çok garip
bundan tarifsiz bir haz duyuyorum
ey dünyanın bir yerindeki eş ruhum
bil ki
o elmayı saklıyorum!