bu aralar Fransızca şarkılar dinleyip,
efkarlanıyorum
şarap yakışır şimdi
ama sevmem bilirsin
seni de sevmem,
bilirsin...
ama yanlış bilirsin
ben düzeltmeyeceğim bu yanlışı
sen de her zaman böyle zannedeceksin
arada aklına geldiğimde
avutacak bu seni
böylece üzülmeyeceksin.
benim arada aklıma geldiğinde ise
bunu asla bilemeyeceksin
tıpkı bu şiirlerin kime yazıldığını
bilmediğin gibi.
zamanın el değmemiş kuytularında dolaştık el ele
sonra döndük kaldığımız yerlere
birden farkettik ki
bu yerlerden farklı görüyor herkes bizi
o zaman dedik
yok olalım!
zaman saklar bizi
alır içine
dehlizlerinde kayboluruz bizde
gönül rahatlığıyla
başka ne diler ki insan !
senin aşk olduğunu
gözyaşın yanağıma düştüğünde anladım!
yıldızlara yakından bakardık
o kadar belirgin
ve o kadar asla kaymayacağından emin
ama yine de gözlerimizi ayırmadan bakardık camdan
içimizde umutla
hep gece seyahat ederdik
sırf bu tutku yüzünden.
ve cam kenarı kavgası yaparken
ikimizde biliyorduk kimin kazanacağını
ve ben,
gözyaşın yanağıma düştüğünde anladım
senin aşk olduğunu
kötü şarkılar dinleyip
eğlencenin nereye gizlendiğini düşünürdük.
ve biz ciddi ciddi
insanların yaptığı, söylediği her şeyi düşünürdük
ve her zaman bilirdik cam kenarında kimin oturacağını!
sen aşktın
ve ben bunu gözyaşın yanağıma düştüğünde anladım.
ruhun susuzluğunu gözyaşları giderir
doyasıya ağlayalım
kana kana içsin ruhumuz
çöle dönmüşüz
çöl gibi ıssız
çöl gibi kuru!
ve ben
gözyaşım yanağına düştüğünde
benim aşk olduğumu anladığını biliyorum!
evsiz dediğiniz,
pis kokuyor diye yüzünüzü ekşitip
arkanızı döndüğünüz insanlar
daha temiz aslında mis kokan sizlerden !
bencilliğinin dibine vurmuş insan soyu
sonun bu yüzden gelecek !
soğukta, karda
üzerinde tek bir kazakla bekleyen çocuklar
gözleri boncuk boncuk
kurban olunacak güzellikler
içimi en çok yakanlarsınız !
derler ki;
her insanın dünyaya geliş sebebi var
ve bu sebebi bulamayanlar asla tamamlanamaz.
ve tam olarak mutlu olamaz.
içten içe bunun doğruluğunu sindiriyorum sanırım
ruhun eksikliği bu olsa gerek
herkes bilir; her insan eksiktir.
başka bir efsane odur ki;
ruhun eksikliğini sadece aşk tamamlar.
buna katılmıyorum artık
aşk ki saçma sapanlıktır
sevdiğine dokunamadığın zaman
ona sarılamadığın zaman.
arıyorum ben
hep arayacağım eksikliğimin sebebini
ta ki bulana kadar.
tam olana kadar.
bencil, kaba insanlardan nefret ediyorum
çok şanslıyım ki
onlardan çabuk kurtulmayı başarıyorum
tahammül etmek zorunda kalmıyorum onlara.
keşke insanlara içlerini gösterebileceğim bir aynam olsaydı !
iğrençliklerini kusarlardı
kimbilir, belki arınırlardı!
hayatım
hayatın
hamlelerle yönetiyoruz hayatı
hayatı "hayatımız" yapacak hamlelerle
durumlara ve koşullara en uygun hareketler
eğer sen sol adımını atarsan
ben de sağ kroşemi hazırlarım!
bir oyun gibi
kazanan ve kaybeden
kaybeden taraf
kaybedeceğini bilerek hamle yapmaz.
ve tabi her oyunun olduğu gibi
hayatında kuralları vardır
evet bir taraf kaybeder her zaman
ama her zaman kazanmaz diğer taraf.
bazen biri hatırlatır gidenleri
bazen de birinin bir mimiği
eşyalar kimi zaman,
geçerken vitrinde gördüğün saçma sapan şeyler
ama en çok şarkılar hatırlatır
taş kesilirsin olduğun yerde
zaman kavramı yerle bir olur
yıllar öncesine ya da aylar öncesine gidersin
gezersin, dolaşırsın
hüzünlenecek kadar uzun kalırsın
gözlerin dolar bazen
hatta bazen ağlarsın
kimseye fark ettirmeden
kimse fark etmeden gömülürsün geçmiş zamana
gömülürsün içine
geçen zaman bir yere kaybolmaz
birikir içinde bilirsin
ne zaman , neyin seni kendine
kendi içine götüreceğini bilemezsin
gözyaşını siler ve gülersin
donan zaman yeniden akmaya başlar senin için
devam eder sonra hayat
işte
en çok da şarkılar
geçmiş zamana tek kişilik bir bilet hediye eder
insanın içi kocaman bir dehliz
anlamaya aklımız yetmez bilirim
neler birikir,
neler yaşanır.
her insanın anlatacağı en az bir acısı vardır
hem de istisnasız her insanın
dinlemek yeter birini affetmek için
anlamak yeter.
affetmek yüreğin yükünü hafifletir
çünkü affetmek, kim ne derse desin, unutmaktır
sadece şarkıların hatırlatacağı kadar derine gömmektir
hem de uğruna bir kaç damla gözyaşı dökecek kadar değer vererek.
çünkü herkes, sadece insan olduğu için bile, bunu hak eder.
çünkü zaman değerlidir
çünkü insan değerlidir
kimsenin görmediği bir denge var aslında evrende
şimdi giden bir terk edilendi öncesinde
ya da şimdi giden
terk edilecek gittiği yerde.
faili meçhul cinayetler artıyor bu şehirde
ruhlar kalabalıkla karışıyor
kalabalıklar dağılıyor,
bırakıyor yerini sessizliğe
dost özlemi benzemiyor hiçbir şeye
bin bir çeşit insan varken yeryüzünde
çekip çıkardığın o insanlar
hayata anlam katıyor,
ne güzel varlıkları
ne güzel olacak olmaları.
düşündükçe içinden çıkılmayacak şeyler var
sen varsın
senden öte gözyaşların var
çok zaman geçti
geçen çok zaman var.
yarayı iyileştiren hava gibi ihtiyaçsın.
bazen o kadar anlamsız ki her şey
dilimizi bilmeyen insanlara,
derdimizi anlatmak için
yüksek sesle, yavaşça hatta bazen heceleyerek
konuşmak kadar saçma bazen;
h
e
r
ş
e
y.
zorlamaya gerek yoktur belki gerçekten
bir rüyadan uyanmak gibi olmalı
bölük pörçük bir kaç yaşanmışlık
üzerine kalem değmemiş bir yaşanmamışlık belki de.
evet çok zaman geçti
ama zaman izafi bir kavramdır.
insan soyunun aklı vardır aslında bakma sen
o da bilir bir avuç toprağın
insandan değerli olamayacağını
bilir de kavrayamaz
çokça işlem görmüş bir beyni var
yılların yüküyle, fark edemez
yaşı kadar işlenmiş düşüncelerden sonra
"kimin neyin toprağı , kardeşimsin sen" diyemez
aslında derdin toprak olmadığını, bilemez
ve aslında bilmesini beklemek de saçmalıktır bakma sen.
her söylenene inanmak için yetiştirildikten sonra
orada her şeyden yoksun bırakılmış
her daim ezilmiş insanlar var, desen ne olacak
duyar elbet
duymaz mı hiç
ama ayırdına varamaz realitenin.
sen boşver onu bunu
kendi doğrun için ne yapıyorsun
bununla ilgilen.
dünyanın öte ucundaki biri için
dil, din, ırk ayırt etmeden üzülemeyen insanlar
o kadar çok ki kardeşim!
bununla ilgilen
düşünemeyen beyinlerle ilgilen
kalk yerinden silkelen
insanlıkla ilgilen !
beni sorma zaten
toprak benim için dünya
her insan halkım benim
oyuna gelme
değiştirmemiz gereken şeyler var
yapabilirsin kardeşim
hepbirlikte yapabiliriz kardeşim !
sırtını duvara ver
ve kimse dur demeyinceye kadar yürü
güven bu bilinmeyene
kapa gözlerini
takılıp düşeceksin bunu bil
ama kalk ve devam et
zorlu yollardan geç
ağla hatta ama devam et
düştükçe
düşlerine sarıl sıkıca
yavaş yavaş
ve teker teker
kurtul yüklerinden
önce gururunu at
sonra kibrini
zenginliğini, fakirliğini at
sen kal sadece
ve yürü
kaybettiklerin gelmesin aklına
bir şey kazanmayı da bekleme
yolunun uzunluğu
senin gideceğin yere bağlıdır unutma
ve onu senin yolun yapanda
bulacağındır
ve ta ki bulana kadar
görür görmez tanıyıncaya dek
yürü
sadece yürü.
bazen bazı şeyler öylesinedir
bazen de öyle gerektiği için
yani bazen birinin yanından geçer gidersin
ama bazen de
onun yanından geçmen gerektiği için o yola girersin
iki durumda da kumanda sende değil
ama karmaşası senin payın
bu yüzden
her söyleyişte emin olamadan içten içe
hep şu cümleyi söylersin:
"böyle olması gerekiyor-muş"
inanırsın.
o ve ya bu şekilde inanırsın bir şeylere
çünkü inanmadan yaşayamazsın
Allaha inanmayan biri de dahildir buna
çünkü o da inanmadığına inanır.
ve inanıyorum ki:
sen başıma gelen güzel bir şeydin.
bildiklerin sende kalsın
öğrenerek yaşıyorum ben hayatımı
benim olan bir şeye başkasının hükmetmesine katlanamam.
bazen kolay bazen zor ama
her zaman hissederek yaşamak...
hayatın parmak uçlarını hissetmek...
bir gün öleceğimi unutuyorum herkes gibi
hoyrat kullanıyorum zamanı
ertelemeden yaşamaya ihtiyacım var.
günler, haftalar, yıllar...
yılların bitişleri hep düşündürür beni
iyiyi kötüyü sorgulatır
umut depomu fuller
herkesin kendine göre acısı vardır
ve bu elbette ki tatlısıyla doğru orantılıdır.
Bu yıl bana çok şey kattı
biraz daha büyüttü, olgunlaştırdı
ama çocuksu tarafıma hiç dokunmadı
her şeye uzaktan bakma fırsatı verdi
yalnızlığı ne kadar çok sevdiğimi fark ettirdi
kalmamış meğer başkasına verecek sevgi
halbuki ben içimde bir sevgi ağacı var zannederdim
aynı anda birden çok şey sevilemiyor.
seçenekler çoğaldıkça
memnuniyetsizlik artıyor.
evet, nihayet..
en güzel yerinde bitirmek gerekiyormuş ya
işte zaman ayrılığa geldi
bu yıla yalnızlığımı kapıya bırakarak başlayacağım
birini sevmeye hazır olmak için.
sevilmeyi öğrendim de
sevme ilminden tadabilmek için
içimdeki boşluğu doldurmak için
kendime bir hediye vermek için
yani yine kendim için...
yazamıyorum
ağırıma gidiyor bu
ne söylesem boşmuş gibi geliyor
geri alıyorum kelimelerimi
sonra dalıyorum uzaklara
hiçbir şey düşünmeden
aşk'ı yazamıyorum
anlatamıyorum
zor geliyor...
kırmızı yandı , dur!
nefes al, mola ver biraz
hazırlan bir sonraki etabına
dinlen.
daha zorlu parkurların var
yalnız olma
çoğal
ama unutma ardında kalanları ilerlerken
her durak sonunda biriken dostlukların olsun
acıtan yaralarının kabuk bağlamasını bekle
koşmaya devam etmeden önce
sessizliğin dilini çözdün
ya da öyle sandın
düşler en büyük zenginliğimiz değil mi?
taşlı kayalı kıyılarına vuran sular
temizler, yeniler seni kendiyle beraber
kıyılarıma vuran her su damlası,
teşekkürler.
her çarpışta uyandırdı uykumdan
öğrendim
düşler en güzel yerinde uyanınca güzel.
evet yoruldun, dinlen biraz
daha yolun var
yorulacakların var
anlamayacağın insanlar
ve anlaşılamayacak yılların var
hazırlan!
bir kaç yalanım daha var cebimde
eğer istersen ısıtırım.
ben etrafıma baktım hep
hep görürüm sandım
görür görmez tanırım dedim
inandım bu masalıma önce kendim
sonra dostlarımı inandırmaya çalıştım
meğer herkesin içinde ne garip bi boşluk varmış
şaşırdım
anlattıkça benzer masallarla karşılaştım
insan ruhu masallarla mı besleniyor acaba ,dedim sonra
hayır hayır, bu bir paranoya
sonra tekrar çevirdim başımı dünyaya
her seferinde başka yüzler gördüm
ısrarla tanımaya çalıştım
neden bilmiyorum
anlamaya çalıştım
anlarsam eğer kolaylaşır sandım hayat
bu haliyle yeterince zordu zaten
masalım mutlu sona kavuşsun
ama her şey daha da zorlaştı
kabuk bağladı sığ denizler
sazlıklardan bir kabuk saklıyordu sanki gerçeği
yoksa hepimiz kralların beğenmediği ve
aslanlara yem olarak verdiği kurbanlar mıyız?
ruhumuzun oyuncağı mı masallarımız
yoksa nefes almak gibi midir yalanlar?
inanmazsak kesilir mi nefesimiz!
yeni yıl yeni kararları da beraberinde getirir en azından yeni kararlar alma isteğini. evet karar verdim artık kahveler kapatılmayacak, fallara inanılmayacak. yalanlar kalacak öyle ortalık malı gibi. dönüp bakılmayacak geçmişe, keşke silinecek lügattan, kalemi kırılacak artık yitenlerin. yiterken arkasına son bir kez bakmayanların belki de buna cesareti olmayanların ama yine de nedenini irdelemeye kalkmadan onların. dostlar katılacak önüne gelecek günlerin, ihtimalsizlik hayaldir her zaman bir ihtimal vardır yani aynı zehirin panzehiri gibi. gülücek her şeye sonrada geçeceğim, bir çingene ateşi gibi çabuk sönmeyeceğim, benim aydınlığımla aydınlanacak dünya. buna ihtiyacı var... buna ihtiyacım var...
topallayan geçmiş belki saniyeler sonrasında yok olacak, sakat atlar gibi bir kurşunla son bulacak yaşamı. bu kurşun hediyem olsun sana dostum, kurşun ilk kez işimize yarayacak böylece. kucakla geleceği, toplama tomurcukları, gül olacak o unutma! ve en olgun zamanında kesilmesi gerekecek, dalından ayrılması gerekecek ki yeniden tomurcuklansın, unutma !
işte böyle bazen içinden gelir yazarsın ve son noktayı koyduğunda anlarsın kimin için yazdığını....
şekilden şekile girebilen bulutlar gibiyiz
hava basıncına bağlı olarak
ruh değiştiriyoruz bizde
kaç kişiyiz aslında
görünenin dışında!
kaç hayat yaşıyoruz aynı anda
herkesin bizi gördüğü kadar mıyız gerçekten
o kadar basit miyiz
en büyük kötülüğü sadece biz yapıyoruz kendimize
diyen doğru söylemiş;
her şeyin izin verdiğimiz kadarını yaşıyoruz.
yaşamak...
benim için mavinin kenarında oturmak
kulağımda sevdiğim müzik
boynumda fotoğraf makinem
elimde kalem
deniz ve ben işte bu kadar.
yaşamak bu kadar basit ise
insanlar neden olması ki ?
basit cümleler kurarak süren bir yaşam.
acı var insanların gözlerinde
bakamıyorum...
bazen de içini görüyorum gözlerinden insanların
bakamıyorum...
bazıları benim insanlardan kaçtığımı düşünüyor
ama bilmiyorlar
gerçeği
anlatmaya çalışmıyorum ben de
insanlar sadece yaşayarak öğreniyor
gerisi hikaye.
çağımızın en büyük hastalığı sanırım paranoya
bu hayat yemin etmiş gibi
insanları paranoyak yapmak için
güzel bir şey olduğunda
onu dengeleyecek kötü bir şey olacağına inandırmış
hiç ellerimizden tutmamış karşıya geçerken
hayat baştan öğretmiş yalnızlığı
gözyaşı akıtmadan mutsuzluk
kahkaha atmadan mutluluk olabileceğini
içimize sindirmiş
insanın kendi sakinliği
kimsesizliğinden değil demiş sanki
serpiştirmiş etrafına bir sürü insan
istemeyi öğretmiş
ama istediğinin elde edemeyeceğini
sen öğren istemiş
yaşa, tecrübeyle sabitle istemiş sanki.
ben hep bu yüzden
istediğim bir şey olduğunda
aslında onu gerçekten istememiş olduğunu fark ettim
üzüldüm yalancı mutluluğuma
üzülüyorum insanların yalancı mutluluğuna
her klişe sinir bozucudur ama doğrudur
"isteklerimiz vazgeçtiğimiz an gerçekleşir."
için acıdı değil mi?
tüm acılarını hissetmek istiyorum içimde
seninle ağlamak istiyorum
bir gözyaşı damlasına sığınmak
hep gözbebeğinde kalmak istiyorum
eğer akarsan, kaybolurum dedim
ama akıttın gözyaşlarını sen
kayboldum.
sen güzel bir şey değilsin
seni dengeleyecek bir şey olacak mı?
Barcelona'dan parc guell den bir fotoğraf. hayallerimin şehri
sana her dilde "seni seviyorum" demeliyim
ama yetmez
her dilde nedenini açıklayabilmeliyim
ama yok
sevmenin nedeni olmaz
o halde;
her dilde susmalıyım.
ya da sadece susmalıyım
çünkü bu her dilde aynı anlama gelir.
günlerdir kafam karışık
düşüncelerim ardı sıra değişiyor
ve bir önceki sonrakine benzemiyor.
emin olamıyorum bugünlerde hiçbir şeyden
her mefhum anlamını kaybetmiş
ve kendine bir mesken arıyormuş gibi dolaşıyor beynimde
ve beynim
adeta yer çekiminin olmadığı bir kaos ortamı
dengesizlik içinde bir denge
karışıklık içindeki düzen gibi
kafamda bir soru var
ve o soru soruları doğuruyor peşi sıra
neden bu kadar değerli hiçbir şey
ve neden bu kadar değersiz her şey
bizi en çok kolay zannettiğimiz şeyler yoruyor
başımızı hep ummadığımız taşlar yarıyor
ne kadar ironik
en sevdiğimize karşı en alıngan olmak gibi mi
hayır!
o kadar basit değil
güven
nedir güvenmek?
çiçekleri sulayacağımı bilmek mi sen yokken
"sır"dır güvenmek,
tarifsizdir.
"sır"; öznesiz ve yüklemsiz bir cümle gibi
gizemli ve merak uyandırıcı; hayat gibi
sürekli çalışmak zorunda olduğumuz bir okul yani
"birini sevmek hep çalışmak ve pekiyi almaktır hayattan" diye duymuştum bir yerden
kulağımda kalmış
ama tartışmaya kapalı doğruluğu.
ne kadar karışıyor bazen her şey
her gün aynı sabaha uyanarak farklı hislerle
sanki farklı hayatlar her biri
dün kinin devamı mı bu?
ama beynim bulanıyor
dur biraz, yavaş
yoruldum yalnızlıktan
susadım
bana bir bardak sevgi ver.