bu fotoğrafı Barcelona'da yürürken çektim. şehri gezerken özellikle deniz kenarına yakın yerlerde böyle dar sokaklara rastlıyorsunuz. ben kendimi iyi hissettim bu dar sokaklarda insanların kafalarının darlığından daha iyidir dar sokaklar.
herkesin bana arkasını döndüğü bir sokakta
elimi cebime götürdüm
umut çıkardım
o söylediklerimi can kulağıyla dinledi
ne anladı bilmiyorum
ama dinledi
olmayanlara söyledim
-sol baştan say
aradığın yerlerde değilim
yanlış yerlerde ya da
yanlış zamanlardayız
doğruluktan geçerse yolun
nerede olduğuna dikkatlice bak!
bazen sadece acı bir gülümseme kalır
acısı yaşadıklarından
gülümseme kabullenemediğindendir
lizbon'da bu tarz fayans mı yoksa çinimi tam olarak bilmediğim materyaller çok meşhurdur. pek çok bina bunlarla kaplısır ve şehrin estetik ve tarihi dokusunda önemli bir yer tutarlar.
aramızda bir sevgi vardı
bu hissedilebilir bir şeydi
ama aramızda aşk yoktu bu da hissedilebilir bir şeydi. ve insan önce kendine söylediklerini unutuyordu. HAZAL ÇETİN
bu fotoğrafı Paris'de versaille sarayında çektim. çok sisili bir Aralık ayı günüydü, çok kalabalıktı ama her şeyi sis kaplıyordu, kimbilir belki de bazen görmemek daha iyidir ama bu söylediğim o gün için geçerli değil tabi ki çok ihtişamlı bir saraydı, herhalde bahçesi de öyledir.
hava sisliydi
göz gözü görmüyordu
ama bunun tek sebebi sis değildi
kimse kimseye görmek için bakmıyordu
anlamak için dinlemiyordu
sanki herkes verilmiş bir görevi yerine getirmeye çalışıyordu
ve bu görev yerine getirme durumunda dahi
yapılan işin en iyisini yapma sorumluluğu yoktu
vasattı her şey
hava sisliydi
gökyüzünün bulutlu olup olmadığı dahi seçilemiyordu
bu sebeple yarın yağmurun yağıp yağmayacağı tahmin edilemiyordu
yağmur büyük ihtiyaçtır
ister gökyüzünden yağsın
ister gözlerden damlasın
ama insanların gözlerindeki yaş umursanmıyordu
dünyadaki en değerli şeylerden biridir halbuki
tek bir insanın tek bir damla göz yaşı
hava sisliydi
ne göz umurundaydı kimsenin
ne de yaşları
insanlar arasındaki o görünmeyen bağ
o zincir halkaları
aynı zamanda insanın kendi dışındakilerini görmesini
fark etmesini de mi engelliyor
bu bencilliğin kökü nereye dayanıyor!
dinamit koysak patlatsak
bu dünyada ateş bir işe yarardı o zaman
yoksa hiç
kandırma kendini!
düş kendi yollarını
zaragoza/ispanya'da bir restorant. şarap ve ispanya'nin şarapla beraber yenilen TAPA adı verilen yiyeceğinin satıldığı en güzel yerlerden biriydi. adını not almayı unuttum ama içerisi masal gibiydi.
bugün benim doğum günüm
doğduğum gün
haziran yirmiyedi bindokuzyüzseksendokuz
günlerden salı
saat 12:43
çok mutlu olmuş annemle babam
şimdi hayatta olduğum için mutlu olanların sayısını bilmiyorum
görünen her şeyin gerçek olmadığını öğrendim
hayat öğretmedi
ben de öğrenmek için uğraşmadım
her şey gibi kendiliğinden oldu
aslında her şey kendiliğinden olmaz
ama bu kendiliğinden oldu
hayata aşkla bağlıyım ben
bu yüzden çabuk kırılıyorum ona
hafızam beni yanıltmıyorsa bu resim Picasso'nun. bu resmi görevliden gizlice Madrid'de bir müzede çektim. orjinal olduğu için fotoğraflamak yasaktı -elbetteki flaşsız çektim :)
sen bilmezken ben çok severdim seni sen bilir gibi olduğunda ben hala seviyordum seni sen biliyor musun bilmiyorum ama ben seviyorum seni sen hiç bir zaman emin olamayacaksın biliyorum ama ben seviyorum seni hazal çetin
bu resmi Porto'da yürürken bir duvarda gördüm ve fotoğrafladım.
uykuya karşı bir direniş halindeyim uyku sığınaktır ben ise sığınmak istemiyorum hiçbir şeye gardımı almadan hayata en başta sana yürümek istiyorum sadece nereye varacağımı bilmeden güzel hayallere dalar insan içine girer sahte dünyanın sahte olduğunu anlayınca her şey daha çok acı verir acı katlanarak çoğalır kitaplar geçer hayatlarımızdan şiirler geçer bazen geçmez kalır şiir gibi yaşanmışlıklarımız olur yaşanmışlıklar şiirlere dönüşür çokça zaman ama ben seninle kalmak isterdim şiirler okumak sana direnmek daha kolay olurdu o zaman mücadelede omuz omuza HAZAL ÇETİN http://www.yazarport.com/yazar.aspx?yazar=2283
bir yüreğe yaslanabilmek için
yeniden başlamalıyım
eskiden inandıklarımı yalanlamalıyım
okuduklarımı unutmalı
gördüklerimi silmeliyim beynimden
bir yüreğe ısınmak için
kendime yeni doğrular bulmalıyım
hayır
sadece yaşamalıyım
yıllar sonra hiç yaşamamışım dememek için
her anı bin bir özenle dokumalıyım
zaman kıymetlim
baş üstünde taşımalıyım
ömrümü kimsenin ellerine bırakmadım
bundan sonra ne değişti ki bırakayım
sevmeliyim sadece sevmeli
çünkü bazen ne yaparsan yap
olması gereken olur
kadercilik değildir bu
asla yazılmış bir senaryoya inanmadım
bu kolaycılıktır
halbuki herkes yaptığının ceremesini çeker
bir çeşit düzen bu
bir denge.
sen ise;
bir yüreğe ısınmak için
önce kendin inan bahanelerine!
bir kağıt var elimde
boş
ömür gibi
kelimelerin ard arda dizileceğinden haberi yok
ömrün neler yaşanacağından haberinin olmadığı gibi
yazılacak, belki karalanacak
ama insan ne yaşamışsa
önce onu yazacak
bilinmez keder mi sevinç mi
ne hissetmişse onu anlatacak
ben her şeyi bilmek istemeyenlerdenim
bana inanacağım yalanlar söyleyin
eğer gerçek yıkacaksa tüm şehri üzerime
günah olmaz o zaman yalanlar
ilk önce içini temizlemeli insan
içini döküp bir görmeli ne var ne yok!
boşa zaman harcamazdı o zaman belki
olmayanı oldurmaya çalışarak!
madrid'de bir mekan. dışı çok hoşuma gitmişti nerdeyse her mekan bu kadar süslüydü.
muzaffer abi oturdu karşıma elinde kadehi kadehin içinde az sulu rakı buzlu -yanlış anlaşılmasın rakı ve buz sadece abi dedim, anlat dedi:
bazen bir ipucu çıkıyor karşıma
takip ediyorum o ipucunu
peşinden gidiyorum
ama hiç bir şey olmuyor
her şey aynı kalıyor
tam emin olmuşken
tamam artık, derken
yanıldığımı anlıyorum
yanıldığımı anlamam her zaman
emin olmamdan sonraya denk geliyor
ya ben çok aptalım
ya da insanlar çok yalan
ya ben görmüyorum
ya insanlar çok iyi oyuncu
anlamıyorum
neden böyle?
ben bilmiyorum
dedim abi kural böyle oyun dışı kalmamak için oyun doğru oynanacak bir düşülecek bir kalkılacak insanlar giricek hayatımıza gidicekler şehir üstümüze yıkılacak sonra unutucaz ama hep güvenicez abi hem her seferinde daha eksik olacak ruhumuz hem de daha acımız çok ama güvenimiz tam olacak içicez abi ağlaya ağlaya yeniden doğmak için başlamak için yeniden şerefine abi
zaman her şeyin ilacı değildir
ama zaman çok şeyin ilacıdır
eğer sen her gün uyandığında
tekrar tekrar yaşıyorsan aynı şeyi
hep hatırlıyorsan
unutmana izin vermiyorsan
zaman sana ilaç olamaz
ama bazen hayat sana hatırlatır
hatta bazen hayat sana hep hatırlatır
zamansa çaresiz kalır o zaman
çünkü hayat zamanı hep alteder
hayat kazanır
zaman kaybeder
sen kazanırsın
sen kaybedersin
ama özlersin
hep özlersin
içinde bir yerlerde hep beklersin
"onu o kadar çok özledim ki
hissedecek" dersin
umarsın hep
sıra değişmez hiç
herkes için hiç şaşmaz
seversin
umarsın
beklersin ve özlersin
bekleyerek özler
özleyerek beklersin
bu fotoğrafı Kütahya'da çektim, konak kahvecisinin duvarındaki hoşuma giden bir söz olarak anılara eklendi
hayatta değer vermen gereken şeylerin sayısını azalttığın zaman
mutlu olma sebeplerini de
azaltmış olmuyor musun aslında
değer vermediğin bir şey için
sevinip üzülmeyeceğini düşünüp
üzülmemek için değer verme demek
fazla düz mantık gibi geliyor bana
hayat o kadar komplike
ve o kadar içe içe ki her şeyle
düz mantık sadece yorar insanı
korkmadan adım atmak
yarını düşünmeden yaşamak
güzeldir
değer verdiklerinin çok olması
mutlu olma olasılığını arttırır sadece
değer vermelisin
hayatta senin için önemli şeyler olmalı
kalbin sıkışmalı bazen
biri için endişe etmelisin
heyecanlanmalı
tir tir titremelisin de bazen
aslında hayatta ki her şeyi yaşamalısın
her şeyi!
ve bir şey geldiyse başına
geçmesini beklemelisin
çünkü o geçecek sen de güleceksin
sen bilmezsin ki kimsin aslında
herkesin gördüğü kadar değilsin evelallah
inanma kimseye
en başta kendine
dinle içini
duy sözünü
bir iyilik yap kendine!
gerçeğe ne kadar yakınız aslında
görmek istemediğimiz için bakmıyoruz
yalan olduğuna inanmak istemediğimiz için
güveniyoruz
gerçeğe katlanamadığımız için
omuzlarımız onun yükünü taşıyamayacağı için
ne kadar zayıfız
tek hamlede yıkılırız
eğer o hamle güvendiğimiz insandansa
hem de görmemek için gözlerimizi ellerimizle bağlamışken
yığılır kalırız
tek başımıza kalkamayız bazen.
sonra gitmek isteriz
-aslında her zaman
hepimiz ara ara gitmek isteriz o ayrı-
ama yıkıldığımızda
dibe vurduğumuzda
dayanılmaz bir istek duyarız gitmek için
yeniden yükselmek için dipten
ve ben hep giderim
bir günlüğüne de olsa kaçarım
yeni yerler görerek yenilenirim
ve dönerim
zor değil
geri döneceğini bilince hiç zor değil
gitmek istiyorum yine
tek başıma
sevdiklerimi mutlu olduklarını bilerek
arkamda bırakmak istiyorum
dünyanın bir yerinde bir şehir var
benim şehrim
benim nefesimle can bulacak bir şehir var
kafamı her çevirdiğimde gördüklerimden mutluluk duyacağım bir şehir
evet var
herkes için uygun bir şehir var
gerçekten