sait faik der ki; yazmasam deli olacaktım
turgut uyar, yazmasam ağlayacaktım, der
bazı insanlar için böyledir işte
yazmak yaşayabilmek demektir
ekmek demektir.
bana gelince
eğer yazmasam katlanamazdım.
bu yüzdendir bende ki önemi
nefes almakla aynı anlama gelir benim lügatımda.
lizbon alfama'da bir sokak. çok dar sokaklar vardır alfamada.
türküde der ki üstad
"giden gün ömürdendir"
yapılması gereken bir sürü şey
yapmak istenen bir sürü şey
sadece iki kelime fark
aslında ne çok şey anlatmak istiyor.
rahat bırakın artık şu kelimeleri
bırakın istediklerini anlatsınlar
siz anlatamıyorsanız
bırakın onlar anlatsınlar!
dert kemirir insanı
derdi de insanın içindeki
söylenmeyenler oluşturur
söyle
sonra arkanı dön
çek git gerekiyorsa
ama tutma içinde hiç bir şeyi
haykır İstanbul gecesine
ışık kirliliğinden görünmeyen
yıldızların altında
sen göremesen de yıldızlar çok gökyüzünde
seç birini
senin yıldızın olsun
yıldızlar tüm insanların
ama tüm insanlar için aynı değil, der küçük prens bilirsin
bu hayat sevmeden olmaz ki
ne yaparsan yap
renksizliğe hapsolursun sevgisiz
aydınlık sadece aşkla gelir
her şey aşkla gerçek rengine kavuşur
yıldızlar daha çok parlar
sırf aşka mahçup olmamak için, inan!
yeter ki sen tutma içinde
haykır herkese
tüm evrene!
aşk kötü bir şey değildir
acısı mutluluğunun yanında hiç kalır
çünkü sevdiğinin gülüşüyle aydınlanır tüm karanlık
ben derim ki
dert söylenemeyenlerden oluşur
ve ne güzel söyler üstad
giden gün ömürdendir.
acı çekmenin tarifsiz bir haliyim ben
içimin hiç de derin olmayan yerlerinde gizlenir hüznüm
gönlümün denizinde bir bakışta görülecek kadar sığ
ama mutlulukla karıştırılacak kadar benzerdir olağana
aslında gizlenmez yanlış söyledim
tam tersine
fark edilmeyi umar hep
görülmek ister
bu kadar ortalıkta olması ondandır.
acı çekmenin tarifsiz bir haliyim ben
kaybolmaktan korkan
ama kaybolmak için bilmediği sokaklara girenlerdenim
keşfetmek uğruna bilinmeyeni
ışıkları kapatır ve oturur
saçma sapan şiirler yazarım ben
ışık fukaralığından değil
anlamak için karanlıktakileri
hiçbir zaman anlaşılmayacağımı bilerek hem de
anlamak isterim her şeyi.
acı çekmenin tarifsiz bir haliyim ben
aşk uğruna kül olmadım belki
ya da kanlı yollardan geçmedim
ermedim bilinmeyenin bilgeliğine
ama hep haksızlık gördüm
geçtiğim her yolda
karşılaştığım her insan da
evet geçtiğim her yol haksızlık üstüne kurulmuştu
ve evet karşılaştığım her insan haksızlığa uğruyor
yolda yürürken insanların yüzlerine bakıyorum
hep hüzün görüyorum
sonra acı duyuyorum içimde
tarifsiz bir haline dönüşüyorum acının
yapmasınlar insanlar bunu birbirine
onlar kim ki yargılayıp duruyorlar
insanlığa haksızlık yapıyorlar
öldürüyorlar, yok sayıyorlar
istedikleri gibi at koşturuyorlar
"koskoca" "insanlık" da izliyor
acı çekiyorum
insanlık ne demek ben bilmiyorum!
yazdığın mektupları dönüp okudum bugün
sesini hatırlamaya çalıştım
dostuma senden bahsettim
özledim dedim
galiba özledim
nedenini benim de bildiğimi anladı yüzümden
bana yazdığın şiirleri okudum sesli sesli
diyordun ki birinde;
"sevmek bir eylem olmaktan çıkmış da
durgunlaşmış sanki bedenin de"
güzel şiirdi.
bilinçaltımın bu güzel oyununu unutacağım yarın biliyorum
sebebi budur bu şiirin
çünkü unutmak kötü bir şeydir!
güzel hatıralar her zaman anılmayı hak eder
hayatlarımızdan zararsız akıp geçip gideceklerse eğer!
korkmaktan yılmıştı
gözlerini kocaman açıp
köşeye sindi
o yüzünün halini
o yorgun ve korkmuş yüzünü
ömrüm boyunca unutmayacağım
unutamayacağım
omuzlarında yılların yükü yoktu
omuzlarında yaşanmışlıkların yükü vardı
gencecikti, tazecikti
gözlerinden anlardı insanlar bu halini
zaten herkesi gözleriyle etkilerdi
çok güzeldi
belki de en çok bu yüzden kaybetti.
kaybetti
peki kimin savaşında
ya da kimin oyununda kaybetti
kader oyununda
hem de kendi yönettiği her oyunda
hep kazanan olmayı umarak
çocuksu gülümsemesiyle yenildi.
hep güçsüzlükle yeniden başladı
aptal oldu hep
çünkü hep aynı hataları yaptı
hata olduğunu bile bile hem de
hep 1-0 yenik başladı
ama hep yeniden başladı
yüzünde yaralı gülümseyişi
gözlerinde acılı geçmişi
dünya güzeli, tazecik
minik elleriyle yazdı hep kaderini
ama dikkat ettimde
özensizdi hep tırnakları
umudu sürerdi dudaklarına
yanaklarına da yalanları
ama dedim ya
korkmaktan yılmıştı
demir atmaktı amacı
mutluluk denizine
sonra ona okyanusu gösterdi o
demir atmadan yaşanacak
ve yaşa yaşa bitmeyecek engini
korkma artık
çünkü o geldi
verme elini ona
ama bil hep yanında
sen tek başına yüz okyanuslarda
elinden tutmayacak ama
hep yanında olacak unutma!
gece içine çekiyor beni
alıp karşısına sohbet etmek istiyor
yalnız gece
yalnız sokaklar ama sokaklar ilgilenmiyor benimle
benimle ilgilenen gece
alıkoyuyor beni uykumdan
halbuki uyumak var
unutmak var
hayallere dalıp bir an da olsa gerçek zannetmek var
ama gece yalnız
bırakmıyor beni
iki kelimenin belini kırmak istiyor
anlamıyorum kelimelerden ne istiyor
halbuki kelimelerle güzel olmak var
kelimeler yanyana ancak bir şiir için gelmelidir
boş boş konuşarak ziyan ediyorlar
kelimeler
oğuz atay ne güzel söylüyor
"kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor"
-bunun benim söylediğim şeyle ilgisi yok.-
ama gece ısrarla tutuyor yakamdan
zorla bir şeyleri gözüme gözüme sokmak istiyor
yalnız gece beni kendiyle karıştırıyor
uyumak istiyorum halbuki ben
unutmak istiyorum
ey gece
sarılmak için her açtığında kollarını
ısınmak istediğinde
sevildiğini sandığında
üşüdüysen daha çok
kırıldıysa kalbin,
kaybettiysen her seferinde
tam buldun zannettiğinde
anlamlarını her şeyin
bana ne!
ey gece
yalnız gece
yalnızlığını yüzüne vurduğumda
içimi soğutan gece
git artık
uyumalıyım ben
unutmalıyım
yoksa yeni bir güne nasıl başlarım!
bilmediğim yerlerden sorma bana
anlamını kavrayamadığım şeylerle sınama
yakma canımı
anlamayı istememişim gibi davranma
acını ortadan kaldırmaz
beni acıtman
kırılan kalbini tamir etmez
benim gözyaşlarım
eğer benim gözümden akan yaşlar
su serpecekse senin yüreğine
tamam
dur durak bilmeden
gözlerimi kanatırcasına ağlarım
çekinmem, bilirsin!
ama bile isteye oynama taşlarla
yıkma ne var ne yoksa bu şehirde
kalma altında önce teker teker
sonra tüm yüklerin
taşıyamazsın, bilirsin!
kanatma yüreğini,
acıtma canımı
yüreğim pare pare oldu
sadece sana parçalandı
her parça sana adandı
kolay acıtamazsın, bilirsin!
zor olanı yapma
benim canım senin canından geçer çünkü
sana değer önce atılan taşlar
sana gelir önce dertler, acılar
sevinçler, kederler
önce senden geçer
benim canım senden geçer, bilirsin!
lisbon'da bir gün batımı manzarası. çok güzel bir gündü. fotoğraf makinem yeniydi heyecanlıydım ve en güzel anıları dondurmak istiyordum. güzeldi.
beklenti hayatın olmazsa olmazıdır
ama kural bu ya
beklenti arttıkça memnuniyet azalır
yani ne kadar iyi beklenti varsa
-herhangi bir şey için-
sonuç o kadar az tatmin edici olur.
mesela her zaman,
hiç beklemediğimiz anda olan bir şey için
en mutlu oluruz.
ya da bizim gözümüzü yaşartan
hiç beklemediğimiz birinin yaptığı herhangi bir şeydir.
zamanı akışına bırakmak elbetteki kolay değil
ama en az acı verendir.
bunu ben söylemiyorum
"hayattan beklentiler teorisi" söylüyor
kimin uydurduğunun ne önemi var.
hangimizsek fark etmez.
mutlu olun siz
sadece sizin mutlu olmanız için
bir şeyler yapanlar var.
mutluluk için sebep arayanlar
sözüm size!
bu aralar Fransızca şarkılar dinleyip,
efkarlanıyorum
şarap yakışır şimdi
ama sevmem bilirsin
seni de sevmem,
bilirsin...
ama yanlış bilirsin
ben düzeltmeyeceğim bu yanlışı
sen de her zaman böyle zannedeceksin
arada aklına geldiğimde
avutacak bu seni
böylece üzülmeyeceksin.
benim arada aklıma geldiğinde ise
bunu asla bilemeyeceksin
tıpkı bu şiirlerin kime yazıldığını
bilmediğin gibi.
zamanın el değmemiş kuytularında dolaştık el ele
sonra döndük kaldığımız yerlere
birden farkettik ki
bu yerlerden farklı görüyor herkes bizi
o zaman dedik
yok olalım!
zaman saklar bizi
alır içine
dehlizlerinde kayboluruz bizde
gönül rahatlığıyla
başka ne diler ki insan !
senin aşk olduğunu
gözyaşın yanağıma düştüğünde anladım!
yıldızlara yakından bakardık
o kadar belirgin
ve o kadar asla kaymayacağından emin
ama yine de gözlerimizi ayırmadan bakardık camdan
içimizde umutla
hep gece seyahat ederdik
sırf bu tutku yüzünden.
ve cam kenarı kavgası yaparken
ikimizde biliyorduk kimin kazanacağını
ve ben,
gözyaşın yanağıma düştüğünde anladım
senin aşk olduğunu
kötü şarkılar dinleyip
eğlencenin nereye gizlendiğini düşünürdük.
ve biz ciddi ciddi
insanların yaptığı, söylediği her şeyi düşünürdük
ve her zaman bilirdik cam kenarında kimin oturacağını!
sen aşktın
ve ben bunu gözyaşın yanağıma düştüğünde anladım.
ruhun susuzluğunu gözyaşları giderir
doyasıya ağlayalım
kana kana içsin ruhumuz
çöle dönmüşüz
çöl gibi ıssız
çöl gibi kuru!
ve ben
gözyaşım yanağına düştüğünde
benim aşk olduğumu anladığını biliyorum!
evsiz dediğiniz,
pis kokuyor diye yüzünüzü ekşitip
arkanızı döndüğünüz insanlar
daha temiz aslında mis kokan sizlerden !
bencilliğinin dibine vurmuş insan soyu
sonun bu yüzden gelecek !
soğukta, karda
üzerinde tek bir kazakla bekleyen çocuklar
gözleri boncuk boncuk
kurban olunacak güzellikler
içimi en çok yakanlarsınız !
derler ki;
her insanın dünyaya geliş sebebi var
ve bu sebebi bulamayanlar asla tamamlanamaz.
ve tam olarak mutlu olamaz.
içten içe bunun doğruluğunu sindiriyorum sanırım
ruhun eksikliği bu olsa gerek
herkes bilir; her insan eksiktir.
başka bir efsane odur ki;
ruhun eksikliğini sadece aşk tamamlar.
buna katılmıyorum artık
aşk ki saçma sapanlıktır
sevdiğine dokunamadığın zaman
ona sarılamadığın zaman.
arıyorum ben
hep arayacağım eksikliğimin sebebini
ta ki bulana kadar.
tam olana kadar.
bencil, kaba insanlardan nefret ediyorum
çok şanslıyım ki
onlardan çabuk kurtulmayı başarıyorum
tahammül etmek zorunda kalmıyorum onlara.
keşke insanlara içlerini gösterebileceğim bir aynam olsaydı !
iğrençliklerini kusarlardı
kimbilir, belki arınırlardı!
hayatım
hayatın
hamlelerle yönetiyoruz hayatı
hayatı "hayatımız" yapacak hamlelerle
durumlara ve koşullara en uygun hareketler
eğer sen sol adımını atarsan
ben de sağ kroşemi hazırlarım!
bir oyun gibi
kazanan ve kaybeden
kaybeden taraf
kaybedeceğini bilerek hamle yapmaz.
ve tabi her oyunun olduğu gibi
hayatında kuralları vardır
evet bir taraf kaybeder her zaman
ama her zaman kazanmaz diğer taraf.
bazen biri hatırlatır gidenleri
bazen de birinin bir mimiği
eşyalar kimi zaman,
geçerken vitrinde gördüğün saçma sapan şeyler
ama en çok şarkılar hatırlatır
taş kesilirsin olduğun yerde
zaman kavramı yerle bir olur
yıllar öncesine ya da aylar öncesine gidersin
gezersin, dolaşırsın
hüzünlenecek kadar uzun kalırsın
gözlerin dolar bazen
hatta bazen ağlarsın
kimseye fark ettirmeden
kimse fark etmeden gömülürsün geçmiş zamana
gömülürsün içine
geçen zaman bir yere kaybolmaz
birikir içinde bilirsin
ne zaman , neyin seni kendine
kendi içine götüreceğini bilemezsin
gözyaşını siler ve gülersin
donan zaman yeniden akmaya başlar senin için
devam eder sonra hayat
işte
en çok da şarkılar
geçmiş zamana tek kişilik bir bilet hediye eder
insanın içi kocaman bir dehliz
anlamaya aklımız yetmez bilirim
neler birikir,
neler yaşanır.
her insanın anlatacağı en az bir acısı vardır
hem de istisnasız her insanın
dinlemek yeter birini affetmek için
anlamak yeter.
affetmek yüreğin yükünü hafifletir
çünkü affetmek, kim ne derse desin, unutmaktır
sadece şarkıların hatırlatacağı kadar derine gömmektir
hem de uğruna bir kaç damla gözyaşı dökecek kadar değer vererek.
çünkü herkes, sadece insan olduğu için bile, bunu hak eder.
çünkü zaman değerlidir
çünkü insan değerlidir
kimsenin görmediği bir denge var aslında evrende
şimdi giden bir terk edilendi öncesinde
ya da şimdi giden
terk edilecek gittiği yerde.
faili meçhul cinayetler artıyor bu şehirde
ruhlar kalabalıkla karışıyor
kalabalıklar dağılıyor,
bırakıyor yerini sessizliğe
dost özlemi benzemiyor hiçbir şeye
bin bir çeşit insan varken yeryüzünde
çekip çıkardığın o insanlar
hayata anlam katıyor,
ne güzel varlıkları
ne güzel olacak olmaları.
düşündükçe içinden çıkılmayacak şeyler var
sen varsın
senden öte gözyaşların var
çok zaman geçti
geçen çok zaman var.
yarayı iyileştiren hava gibi ihtiyaçsın.
bazen o kadar anlamsız ki her şey
dilimizi bilmeyen insanlara,
derdimizi anlatmak için
yüksek sesle, yavaşça hatta bazen heceleyerek
konuşmak kadar saçma bazen;
h
e
r
ş
e
y.
zorlamaya gerek yoktur belki gerçekten
bir rüyadan uyanmak gibi olmalı
bölük pörçük bir kaç yaşanmışlık
üzerine kalem değmemiş bir yaşanmamışlık belki de.
evet çok zaman geçti
ama zaman izafi bir kavramdır.
insan soyunun aklı vardır aslında bakma sen
o da bilir bir avuç toprağın
insandan değerli olamayacağını
bilir de kavrayamaz
çokça işlem görmüş bir beyni var
yılların yüküyle, fark edemez
yaşı kadar işlenmiş düşüncelerden sonra
"kimin neyin toprağı , kardeşimsin sen" diyemez
aslında derdin toprak olmadığını, bilemez
ve aslında bilmesini beklemek de saçmalıktır bakma sen.
her söylenene inanmak için yetiştirildikten sonra
orada her şeyden yoksun bırakılmış
her daim ezilmiş insanlar var, desen ne olacak
duyar elbet
duymaz mı hiç
ama ayırdına varamaz realitenin.
sen boşver onu bunu
kendi doğrun için ne yapıyorsun
bununla ilgilen.
dünyanın öte ucundaki biri için
dil, din, ırk ayırt etmeden üzülemeyen insanlar
o kadar çok ki kardeşim!
bununla ilgilen
düşünemeyen beyinlerle ilgilen
kalk yerinden silkelen
insanlıkla ilgilen !
beni sorma zaten
toprak benim için dünya
her insan halkım benim
oyuna gelme
değiştirmemiz gereken şeyler var
yapabilirsin kardeşim
hepbirlikte yapabiliriz kardeşim !
sırtını duvara ver
ve kimse dur demeyinceye kadar yürü
güven bu bilinmeyene
kapa gözlerini
takılıp düşeceksin bunu bil
ama kalk ve devam et
zorlu yollardan geç
ağla hatta ama devam et
düştükçe
düşlerine sarıl sıkıca
yavaş yavaş
ve teker teker
kurtul yüklerinden
önce gururunu at
sonra kibrini
zenginliğini, fakirliğini at
sen kal sadece
ve yürü
kaybettiklerin gelmesin aklına
bir şey kazanmayı da bekleme
yolunun uzunluğu
senin gideceğin yere bağlıdır unutma
ve onu senin yolun yapanda
bulacağındır
ve ta ki bulana kadar
görür görmez tanıyıncaya dek
yürü
sadece yürü.
bazen bazı şeyler öylesinedir
bazen de öyle gerektiği için
yani bazen birinin yanından geçer gidersin
ama bazen de
onun yanından geçmen gerektiği için o yola girersin
iki durumda da kumanda sende değil
ama karmaşası senin payın
bu yüzden
her söyleyişte emin olamadan içten içe
hep şu cümleyi söylersin:
"böyle olması gerekiyor-muş"
inanırsın.
o ve ya bu şekilde inanırsın bir şeylere
çünkü inanmadan yaşayamazsın
Allaha inanmayan biri de dahildir buna
çünkü o da inanmadığına inanır.
ve inanıyorum ki:
sen başıma gelen güzel bir şeydin.
bildiklerin sende kalsın
öğrenerek yaşıyorum ben hayatımı
benim olan bir şeye başkasının hükmetmesine katlanamam.
bazen kolay bazen zor ama
her zaman hissederek yaşamak...
hayatın parmak uçlarını hissetmek...
bir gün öleceğimi unutuyorum herkes gibi
hoyrat kullanıyorum zamanı
ertelemeden yaşamaya ihtiyacım var.