Lisbon'un en meşhur meydanlarından biri, marques de pompal
gökyüzünde soluyacak nefes kalmadı
yeryüzünde söylenecek yalan kalmadı
kelimeler anlatamadı
eğer anlatsaydı yürek kanayacaktı.
hissedersin yolun nereye gittiğini
her şeyi açık açık konuşmak acıtır o zaman
anlaman gerekir bazen
kelimeleri yormadan
çıkman gerekir o yoldan
en başta kendin için.
yalnızlık zor meziyettir
ama sevilmediğini hissetmekten daha kötü değil
Toledo/ispanya'da bir sokak. sokakları severim sokak resimlerini daha çok..
kim biliyor kimin katili olduğunu?
kim biliyor kimi yaraladığını
kimi acıttığını
kime kıydığını
...
insansoyu garantisini veremez hiçbir şeyin
hele ki insan dediğin anlatabilmekten aciz
hissettiklerine yabancı
geçmişe baktığında en çok yarım kalanları hatırlarsın
sonunu bir türlü kestiremediğin şeyleri
her seferinde güzel hayallere dalıp da
bir ürpertiyle gerçeği fark ederek
başlangıç noktana geri dönmektir belki de umutsuzluğa götüren
peki tekrar umut etmeni sağlayan şey ne?
hiçbir zorunluluğun olmadan
en kolayını yerine
en zorunu seçmek
ben sigarayı kibritle yakarım
izlerim sonrada yakanı
elimi yakmamak için
bir hışımla üflerim sonra
sonra bazen de yanarım ben yanmadığıma
Hâlbuki bir zamanlar karışacak kadar aynı zannederdik birbirimizi
Şimdi hüzün damlıyordu her bakışımızdan
beklentilerden ummadım hiçbir şey
karar almak sorumluluktur
kendi hayatının sorumluluklarını yüklenmek
yapılacak en güzel şeydir
ben aydınlık yollardan yürümeyi severim
önümü görmeyi
hatta gelecek için planlar yapmayı severim
bunu sevmem yeri gelince o planları yerle bir etmeyi bilmemden
ama biz zaten yoktuk artık
bunu ikimizde biliyorduk
kapıdan ilk kimin çıkacağı kavgasına dönmüştü artık her şey
tuzla buzun arasında
geri verdik hayatlarımızı birbirimize
bir daha birbirimizi görmemeyi umarak birlikte çıktık kapıdan
artık aydınlıktı yollarımız
ve biz birbirimizin gölgesini bile istemiyorduk o yolda
ben gün aydınlıkken şiir yazamıyorum
hüzünlenemiyorum
sadece umut dolu oluyorum
sanki içimde bir sevgi ağacı var
ve ben her gün hava aydınlıkken topluyorum neşeleri
sevinçleri, mutlulukları
aynı ağacı kurutmak için uğraşıyorum geceleri
ama bir türlü kurumuyor o ağaç
beni ben olmaktan çıkaramıyor hiçbir şey
ben aydınlıkken hava şiir yazamıyorum
sadece mutlu oluyorum
sebepsiz
geceleri ise yalnızlık....
vedalar kime ne hatırlatıyor bilmiyorum ama bendeki hissiyatı bu resim özetliyor
okunan en güzel şiiri yazmak isterdim
söylenen en güzel sözleri söylemek
seninle en güzel ben öpüşmek isterdim
şehrin hiç bilinmeyen ama en güzel yerinde
sonra hayatından en güzel giden ben olmak isterdim
sakin ama hüzün dolu
sen kal olduğun yerde
takılma gökyüzüne bulutlara yıldızlara
yolda rastladığın kırık fotoğraf çerçevesine
limanlara denize balıklara
sen aldırma bize
çocuğum ben hala
yaralarım seni kendimle beraber
ama isyan etmem
üzülürüm
anlatırım sana ama anlar mısın, bilmiyorum.
sessizce sevmiştim ben
kendime bile fark ettirmeden
seni bu dünyada en çok seven ben olamadım belki
birini en çok senin sevdiğinin garantisini veremezsin
ama sevdim işte
içimden nasıl geliyorsa öyle
bazen çok bazen az
hatta bazen hiç
bu resmi Cascais/portekiz'de yürürken bir duvarda gördüm ve fotoğrafladım.
özlemiyorum
bu duyguyu dibine kadar yaşamıyorum
bitmez bir yoldur yalnızlık
varış çizgisi kayıp olan
bunu bilince nasıl özleyebilir ki insan
bu yüzden "o anı yaşa" diye bir şey var sanırım
herkesin öğüt defterinde
zaman kimseyi kırmaz
kıran insanlardır
bu yüzden korkma
herkes götürecek bir parçanı
ve her yol çıkacak yalnızlığa
bir gün!
benim yokluğum seninle
bunu bilmek güzel
kaybetmiş saymıyorum seni
tesadüflerle bağlıyız biz birbirimize
ve senin yokluğunda bendeyken
hayatımızın sonuna kadar bu böyle olacak
tamamlanmamış her şey gibi
boynumuzun borcu gibi
bilmezsen yüreğinin derdini
yoktur gidecek yolun
hiç bir yağmur dindirmez yangınını
hiç bir dost anlamaz
ilk sen yıkılırsın bilinmezin dehlizlerinde
HAZAL ÇETİN
"YAĞMURU SAKLADIM İÇİME TAM KURUMUŞ ÖLÜYORKEN" FERİDUN DÜZAĞAÇ
bu fotoğrafı Madrid'de bir fotoğraf sergisinde çektim.
ayrıntılara girmek istemiyorum
ama o gün kötü bir gündü
kötü uyanmamıştım
ya da içimde kötü bir his yoktu
ama her şey birden bire oldu
ayrıntıları hatırlamak istemiyorum
ama gün güzel bir gün değildi
sen çektiğim bir fotoğraf gibiydin
sadece benim gördüğümden oluşmuyordun halbuki
senin varlığın benim görmediklerimdi
kadrajımdaki sen
olmanı istediğim sendi
sen bile bile gülümsedin kadraja
bense sadece deklanşöre bastım zaman ayarını yapıp makinamın
koştum yanına
gülümsedim seninle
ve çekildi fotoğrafımız
tamamen otomatik
sanat değildi ama o fotoğraf
sadece bir tekrardı
sanatçının yorumu olmayan her fotoğraf gibiydi
sıradandı
ayrıntılara değinmek istemiyorum
ama her şey birden bire oldu
aniden başımdan aşağıya inen kaynar su gibi
fotoğraf fludan net bir görüntüye doğru evrildi
her şey uzaktan daha iyi görünüyordu
ve büyük fotoğraf hiç hoşuma gitmedi
ayrıntıları hatırlamak istemiyorum ama
ihanetin aydınlattığı yollar vardır.
bu fotoğrafı Lisbon'da çektim, o ağacın gölgesinde şehrin manzarasının çok güzel olduğuna eminim ama ben fotoğrafta görüldüğü gibi çalışma nedeniyle izleyemedim. ama ulaşılabilrdir her şey ve en başta kendine ulaşmalıdır insan.
hislerimi kelimelere dökemiyorum, dedi
doğrudur
kelimeler gizli bir örgüttür
ve gerçek olmayanlar giremez o kapıdan
gerçekten sevmeyenler
gerçekten nefret etmeyenler
ya da gerçekten acı çekmeyenler giremez
kelimeler çıkamaz ağızdan
bir şeyi iyi yapmak istiyorsan
gerçeği yap
aslolanı yap
ve seviyorsan eğer
korkma söylemekten
bil ki; sadece gerçek olmayanlar çıkmaz ağızdan
ve sen
sırf macera için
sırf kendini kendine ispat etmek için
hatta ne yapabileceğini öğrenmek için
korkma sevdiğini söylemekten
ve eğer kirletmek istemiyorsan dünyayı
ayrılma temiz sevmekten!
bu fotoğrafı Barcelona'da yürürken çektim. şehri gezerken özellikle deniz kenarına yakın yerlerde böyle dar sokaklara rastlıyorsunuz. ben kendimi iyi hissettim bu dar sokaklarda insanların kafalarının darlığından daha iyidir dar sokaklar.
herkesin bana arkasını döndüğü bir sokakta
elimi cebime götürdüm
umut çıkardım
o söylediklerimi can kulağıyla dinledi
ne anladı bilmiyorum
ama dinledi
olmayanlara söyledim
-sol baştan say
aradığın yerlerde değilim
yanlış yerlerde ya da
yanlış zamanlardayız
doğruluktan geçerse yolun
nerede olduğuna dikkatlice bak!
bazen sadece acı bir gülümseme kalır
acısı yaşadıklarından
gülümseme kabullenemediğindendir
lizbon'da bu tarz fayans mı yoksa çinimi tam olarak bilmediğim materyaller çok meşhurdur. pek çok bina bunlarla kaplısır ve şehrin estetik ve tarihi dokusunda önemli bir yer tutarlar.
aramızda bir sevgi vardı
bu hissedilebilir bir şeydi
ama aramızda aşk yoktu bu da hissedilebilir bir şeydi. ve insan önce kendine söylediklerini unutuyordu. HAZAL ÇETİN
bu fotoğrafı Paris'de versaille sarayında çektim. çok sisili bir Aralık ayı günüydü, çok kalabalıktı ama her şeyi sis kaplıyordu, kimbilir belki de bazen görmemek daha iyidir ama bu söylediğim o gün için geçerli değil tabi ki çok ihtişamlı bir saraydı, herhalde bahçesi de öyledir.
hava sisliydi
göz gözü görmüyordu
ama bunun tek sebebi sis değildi
kimse kimseye görmek için bakmıyordu
anlamak için dinlemiyordu
sanki herkes verilmiş bir görevi yerine getirmeye çalışıyordu
ve bu görev yerine getirme durumunda dahi
yapılan işin en iyisini yapma sorumluluğu yoktu
vasattı her şey
hava sisliydi
gökyüzünün bulutlu olup olmadığı dahi seçilemiyordu
bu sebeple yarın yağmurun yağıp yağmayacağı tahmin edilemiyordu
yağmur büyük ihtiyaçtır
ister gökyüzünden yağsın
ister gözlerden damlasın
ama insanların gözlerindeki yaş umursanmıyordu
dünyadaki en değerli şeylerden biridir halbuki
tek bir insanın tek bir damla göz yaşı
hava sisliydi
ne göz umurundaydı kimsenin
ne de yaşları
insanlar arasındaki o görünmeyen bağ
o zincir halkaları
aynı zamanda insanın kendi dışındakilerini görmesini
fark etmesini de mi engelliyor
bu bencilliğin kökü nereye dayanıyor!
dinamit koysak patlatsak
bu dünyada ateş bir işe yarardı o zaman
yoksa hiç
kandırma kendini!
düş kendi yollarını
zaragoza/ispanya'da bir restorant. şarap ve ispanya'nin şarapla beraber yenilen TAPA adı verilen yiyeceğinin satıldığı en güzel yerlerden biriydi. adını not almayı unuttum ama içerisi masal gibiydi.
bugün benim doğum günüm
doğduğum gün
haziran yirmiyedi bindokuzyüzseksendokuz
günlerden salı
saat 12:43
çok mutlu olmuş annemle babam
şimdi hayatta olduğum için mutlu olanların sayısını bilmiyorum
görünen her şeyin gerçek olmadığını öğrendim
hayat öğretmedi
ben de öğrenmek için uğraşmadım
her şey gibi kendiliğinden oldu
aslında her şey kendiliğinden olmaz
ama bu kendiliğinden oldu
hayata aşkla bağlıyım ben
bu yüzden çabuk kırılıyorum ona
hafızam beni yanıltmıyorsa bu resim Picasso'nun. bu resmi görevliden gizlice Madrid'de bir müzede çektim. orjinal olduğu için fotoğraflamak yasaktı -elbetteki flaşsız çektim :)
sen bilmezken ben çok severdim seni sen bilir gibi olduğunda ben hala seviyordum seni sen biliyor musun bilmiyorum ama ben seviyorum seni sen hiç bir zaman emin olamayacaksın biliyorum ama ben seviyorum seni hazal çetin
bu resmi Porto'da yürürken bir duvarda gördüm ve fotoğrafladım.
uykuya karşı bir direniş halindeyim uyku sığınaktır ben ise sığınmak istemiyorum hiçbir şeye gardımı almadan hayata en başta sana yürümek istiyorum sadece nereye varacağımı bilmeden güzel hayallere dalar insan içine girer sahte dünyanın sahte olduğunu anlayınca her şey daha çok acı verir acı katlanarak çoğalır kitaplar geçer hayatlarımızdan şiirler geçer bazen geçmez kalır şiir gibi yaşanmışlıklarımız olur yaşanmışlıklar şiirlere dönüşür çokça zaman ama ben seninle kalmak isterdim şiirler okumak sana direnmek daha kolay olurdu o zaman mücadelede omuz omuza HAZAL ÇETİN http://www.yazarport.com/yazar.aspx?yazar=2283
bir yüreğe yaslanabilmek için
yeniden başlamalıyım
eskiden inandıklarımı yalanlamalıyım
okuduklarımı unutmalı
gördüklerimi silmeliyim beynimden
bir yüreğe ısınmak için
kendime yeni doğrular bulmalıyım
hayır
sadece yaşamalıyım
yıllar sonra hiç yaşamamışım dememek için
her anı bin bir özenle dokumalıyım
zaman kıymetlim
baş üstünde taşımalıyım
ömrümü kimsenin ellerine bırakmadım
bundan sonra ne değişti ki bırakayım
sevmeliyim sadece sevmeli
çünkü bazen ne yaparsan yap
olması gereken olur
kadercilik değildir bu
asla yazılmış bir senaryoya inanmadım
bu kolaycılıktır
halbuki herkes yaptığının ceremesini çeker
bir çeşit düzen bu
bir denge.
sen ise;
bir yüreğe ısınmak için
önce kendin inan bahanelerine!
bir kağıt var elimde
boş
ömür gibi
kelimelerin ard arda dizileceğinden haberi yok
ömrün neler yaşanacağından haberinin olmadığı gibi
yazılacak, belki karalanacak
ama insan ne yaşamışsa
önce onu yazacak
bilinmez keder mi sevinç mi
ne hissetmişse onu anlatacak
ben her şeyi bilmek istemeyenlerdenim
bana inanacağım yalanlar söyleyin
eğer gerçek yıkacaksa tüm şehri üzerime
günah olmaz o zaman yalanlar
ilk önce içini temizlemeli insan
içini döküp bir görmeli ne var ne yok!
boşa zaman harcamazdı o zaman belki
olmayanı oldurmaya çalışarak!