ve birdenbire yolun sonundaki ışığı görmüş gibi
bir aydınlanma yaşadı
beklemeliydi sadece
beklemeli
hiçbir şey yapmadan
insanların düşüncelerini değiştirmeye uğraşmadan
insanların düşüncelerini umursamamayı öğrenmek için
sadece beklemeliydi
olağan akışında olmalıydı her şey
kalıpların içine sıkışmadan.
hikayenin ortasından dalarak anlatılan bir şiirin olabileceğini öğrenmeliydi
dayatılan kalıplardan ve yalanlardan kurtularak
beklemeliydi!
hayatta yol ayrımları olduğunu bilerek yaşadığımızda
her an ayrılıklara hazır oluyoruz
ne gelen sevindiriyor o zaman
ne de giden üzüyor
ve biz sadece yalnızlıklarımıza alışıyoruz
peki isteyerek sahip olduğumuz değil de
zorunda kaldığımız hayatlarımızın suçu vebali kimin boynuna?
ceketimizi alıp gidebilir miyiz?
-hayır çünkü bağlayan en az bir sebep vardır.
yeni bir hayat kurulabilmesi inancımdan vazgeçtim
sadece bir hayatımız var
o da dünkünün devamı
dünü silebilir miyiz?
-hayır
peki yarını nasıl değiştireceğiz?
her geçen gün bağlayıcı sorumluluklarımız artarken
pılımızı pırtımızı nasıl toplayıp gideceğiz?
güvende hissettiğimiz yerlerden hiçbir zaman kaçamayacağız
kendi yolumuzu bulmanın yükünü taşıyamayacağız
bize verilen şeylerle yetinerek
alışacağız sadece
parmak izimin olmadığı bir hayata
hayatım diyerek devam edeceğiz
gülerek geçeceğiz biz bütün olasılıkların yanından.
Lisbon'da hükümetin politikasını eleştiren insanların meclisin önüne açtığı dövizlerden birkaçı.
her şeyin göründüğü gibi olmadığını bilmenin
tuhaf bir iç rahatlığı vardır
mutlu zannettiğiniz ama mutsuzluktan ölecek insanlar vardır mesela
-mutsuzluktan da ölünür bu arada
ama hüzünden ölünmez
bir kalkan gibidir hüzün
bazı duygular çarpıp geri döner geldiği yere
güzel türküler dinlemeliyiz biz seninle
canımız isterse çay içmeliyiz
canımız isterse de rakı
arada farklı tatlar denemeliyiz
yeniliklere açık olmalıyız
çok sevmeliyiz biz seninle
en çok ne kadar seviliyorsa o kadar
bazen de ağlamalıyız içimizde bir yerde
kaybetmek duygusunu hissederek
bunu aklımızdan geçirmek bile
kahretmeli bizi
ama bazen de gülmeliyiz ağlanacak halimize
basmadığımız toprak kalmamalı dinine yandığımın dünyasında
bir parça toprağı insandan değerli sayanlara inat
bizim vatanımız dünya olmalı
yasak koyanın bizim dünyamızda yeri olmamalı
ama tüm bunlar bir gereklilik değil bir yaşam biçimi olmalı
çünkü en büyük acı hayallerin kırık parçacıklarının
yürekte açtığı acıdır.
biz bilelim ki aşktan öte köy yoksa güzeldir dünya
okulda geçen her an güzeldi ama canım dostum imrenle yıldız teknik daha bir iyi idi :) imrenin gözünden bir fotoğraf.
mutluluğun tanımlamalara ihtiyaç yoktur
çünkü mutlu insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor dünya
'zamanın hızlı geçmesi
yavaş haraket etmeler
üşenmeler
hep üşenmeler'
hayatlarımızın özeti olmuş
yazık ömrümüze...
hızlı hareket etmek zamanı hızlandırmaz
sadece zaman kazandırır
yolumuzun ne kadar olduğunu bilmediğimiz için
alabildiğine hızlı olalım
mutluluk...
gözlerinin içi gülen insanlardan olalım
hiçbir şeye ihtiyacımız olmasın neşelenmek için
ve bir tokat atıp aksiliklere
kendi şansımızı yaratalım
bize güzel görünen her şey var olsun etrafımızda
güzel baktıkça güzelleşecek dünya
yoktur bitmeyen sevgi, aşk
yoktur bitmeyen nefret
her duygu yerini bir gün kifayetsizliğe bırakır
gözde yaş akamaz olur
dil susar lal olur
çok sevilmeler bir gün yerini bırakır bilinmeyene
sen gidersin yerini başkaları alır
konduramazsın belki
bir söz çarpar yerle bir olur her şey
sen izlersin her şeyi bir köşeden
-insan bazen kendini de izler bir köşeden
gördüklerine şaşar kalırsın da gelmez elinden bir şey
özümsersin olanları ve şaşırmaz olursun
zamanla daha az kırılmaya başlamazsın aslında
sadece kırılmayan yerleri azalır hayallerinin
öteki olmamaya çalışarak yaşıyoruz
ötekileştirerek
tektipleştirmeye o kadar alışmışız ki
aynı insanlar aynı elbiseler aynı konuşmalar
hep aynı laflar
en kötüsü de faşist olduğumuzu idrak edemememiz.
her şeye inat öteki olmalıyım ben
dünyalıyım işte, 'ne mutlu insanım diyene'
siz ötekileştirdikçe
ben ötekilerden olmalıyım
iç rahatlığıdır aslolan
söylemek kolay anlatmak kolay
ama bazen anlatmak dünyanın en zor şeyi oluverir
kaçmak istersin o an arkana bile bakmadan
gerçek değilde rüya olmasını istersin yaşananın
ama değildir!
her şey üzerine yıkılır
ve enkazın üzerinde senin parmak izin vardır!
hayatımın en güzel doğum günüydü :) doğum günüme nemrut dağında güneşin doğuşunu izleyerek başladım :) doğa harikası!
bir anlamı olmayabilir konuştuklarımızın
kelimeler alıp başını dolanabilir bedenimizde
rüzgarlara karışabilir gözyaşlarımız
ve vurabilir yüzümüze cumartesi ikindi vakitlerinde
insanların kibirleri
seninle olmanın iç rahatlığı varsın olmasın artık
sen de olma madem istemiyorsun
ve sen bir ışıksan eğer
kimin için yandığının ne önem var
bir yol ol sonsuz biçiminde
istiyorsan engebeli ya da kavisli,
ama mutlaka bir yolun olsun
sen en iyisi yol ol kendi yoluna
hayallerin çizgi olsun
çıkma hayallerinin dışına!
Coimbra üniversitesi'nde panoda gördüğüm bir afiş. aiesec sloganı
her şeye alışıyor insan
ve zamanın ne kadar çabuk geçtiğini her hatırladığında
kendini avutuyor
zaman geçiyor
her gün içimden adınla birlikte
birden bir çok kere
sesini hatırlamıyorum ama özlediğim bir tını var
hayattan aldığım tüm dersleri sıraya koydum bugün
bütünlemeye kaldıklarımla birlikte
ama her şeyi anlamak zorunda değiliz
hiçbir şey daha anlamlı değil
kendi bildiklerini söylemekten
hayat senin fark ettiğin şeylerle anlamlı
senin gözünden görülen her şey dünyanın bir parçası
ama korkarsın sebebini bilmeden
içinde bir yerlerde tedirgin bir çocuk
adımlarını çizgilerin dışına taşırmadan atan
güneşli havaları seven
kolay yorulmayan
illede isteyen hep isteyen.
"sevdiğimi zannettiğim ama sadece alıştığım bir şeydi yaşamak" dedi
benim için ise sevmeye alışmaktı yaşamak
kimbilir belki de insanlar arasında bir köprüdür yaşamak
Paris bulunan ve dünyanın en gözde müzelerinden biri olan louvre müzesi :) baya yağmurlu ve sisli bir gün olduğu için kaliteli çekemedim fotoğrafları.
insan bazen istemeye istemeye üzüyor
en çok kendini seviyor da
bilmiyor
koyduğumuz yerde kalmıyor duygular
en son bıraktığımız yerde bulamıyoruz
ve masallar anlatıyoruz
anlattığımız masallara önce kendimiz inanıyoruz
aslında insan karşısındakini inandırmak için
söylediklerine sonsuz inanıyor taklidi yapıyor
ve bir gün gerçekten inanıyor söylediklerine
yalan olmuyor o zaman söylediklerimiz,
eğer kendimiz de inanıyorsak.
seni sevdiğime inanıyorsam
seviyorumdur
yalan yok.
Barcelona'dan bir balkon, evimde böyle bir heykel isterim ben de , insana aynı anda pek çok şey düşündürüyor en azından bana :)
"İnsan ziyan olmak için yaratılmıştır."
emrah serbes
istemekten sıkılmış adımlar atıyoruz
hep mutluluk umuyoruz
ama her kabullenme mutsuzluğu sürüklüyor peşi sıra
penceremden uğultuyla içeri giren rüzgar kadar hızlı tükeniyor her şey
hep hüzün kalıyor sonunda
eli koynunda kalmış umutla beraber
kendimizden feragat ederek istiyoruz hep
aşk, para, mülk, aklımıza ne gelirse
istediklerimiz için değil sadece
bizden istenen şeyler içinde feragat ediyoruz sürekli
en çok da kendimizden
ama 'evet'le açılıyor her kapı
bizim olan evetler bizi olamayacaklara götürüyor
belki de olamayacaklarımıza
bir sebepten yaratılmıştır insan
belki de bin sebepten
ama neden sebepsiz olmasın?
barcelona'da Sagrada Familia Katedralinden bir zoom :)
hayatın kolay olmadığını söyledi bir çocuk
hayatın kolay olmadığını söyledi bir adam
hayatın kolay olmadığını söyledi bir kadın
hepsi bugün farklı şekilde aynı şeyi söyledi
farklı hislerle aynı şeyi ifade etti Ama ben hayatın kolay ya da zor olmasıyla ilgilenmiyorum Var olmaktan başka bir şeyden yaşamaktan bahsediyorum
Lisbon'da yürüyüş yaparken kapalı bir dükkanın kapısında görüp fotoğrafladığım bu güzel karikatür, dükkanla alakasızdı :)
güvendiği birinden düşünce daha çok kırılıyor insan
her sözcük diken
her bakış deprem
hayal kırıklığıdır en çok yaralayan yüreği
yaralarını iyileştirmeyi öğrendikçe büyüyorsun
kendini teselli etmeyi öğrendikçe büyüyorsun
avutabildikçe
avunabildikçe
tedirginlik devrin şehirlerinde kol geziyor
zaman kimlerin zamanı
yalan kazanıyor mu
her kazanan kazandığı kadar kaybedecek
olasılık
kazanmak muğlak, kaygan zemin
dikkatli yürü, düşebilirsin!
Lisbon'un en meşhur meydanlarından biri, marques de pompal
gökyüzünde soluyacak nefes kalmadı
yeryüzünde söylenecek yalan kalmadı
kelimeler anlatamadı
eğer anlatsaydı yürek kanayacaktı.
hissedersin yolun nereye gittiğini
her şeyi açık açık konuşmak acıtır o zaman
anlaman gerekir bazen
kelimeleri yormadan
çıkman gerekir o yoldan
en başta kendin için.
yalnızlık zor meziyettir
ama sevilmediğini hissetmekten daha kötü değil
Toledo/ispanya'da bir sokak. sokakları severim sokak resimlerini daha çok..
kim biliyor kimin katili olduğunu?
kim biliyor kimi yaraladığını
kimi acıttığını
kime kıydığını
...
insansoyu garantisini veremez hiçbir şeyin
hele ki insan dediğin anlatabilmekten aciz
hissettiklerine yabancı
geçmişe baktığında en çok yarım kalanları hatırlarsın
sonunu bir türlü kestiremediğin şeyleri
her seferinde güzel hayallere dalıp da
bir ürpertiyle gerçeği fark ederek
başlangıç noktana geri dönmektir belki de umutsuzluğa götüren
peki tekrar umut etmeni sağlayan şey ne?
hiçbir zorunluluğun olmadan
en kolayını yerine
en zorunu seçmek
ben sigarayı kibritle yakarım
izlerim sonrada yakanı
elimi yakmamak için
bir hışımla üflerim sonra
sonra bazen de yanarım ben yanmadığıma
Hâlbuki bir zamanlar karışacak kadar aynı zannederdik birbirimizi
Şimdi hüzün damlıyordu her bakışımızdan
beklentilerden ummadım hiçbir şey
karar almak sorumluluktur
kendi hayatının sorumluluklarını yüklenmek
yapılacak en güzel şeydir
ben aydınlık yollardan yürümeyi severim
önümü görmeyi
hatta gelecek için planlar yapmayı severim
bunu sevmem yeri gelince o planları yerle bir etmeyi bilmemden
ama biz zaten yoktuk artık
bunu ikimizde biliyorduk
kapıdan ilk kimin çıkacağı kavgasına dönmüştü artık her şey
tuzla buzun arasında
geri verdik hayatlarımızı birbirimize
bir daha birbirimizi görmemeyi umarak birlikte çıktık kapıdan
artık aydınlıktı yollarımız
ve biz birbirimizin gölgesini bile istemiyorduk o yolda
ben gün aydınlıkken şiir yazamıyorum
hüzünlenemiyorum
sadece umut dolu oluyorum
sanki içimde bir sevgi ağacı var
ve ben her gün hava aydınlıkken topluyorum neşeleri
sevinçleri, mutlulukları
aynı ağacı kurutmak için uğraşıyorum geceleri
ama bir türlü kurumuyor o ağaç
beni ben olmaktan çıkaramıyor hiçbir şey
ben aydınlıkken hava şiir yazamıyorum
sadece mutlu oluyorum
sebepsiz
geceleri ise yalnızlık....
vedalar kime ne hatırlatıyor bilmiyorum ama bendeki hissiyatı bu resim özetliyor
okunan en güzel şiiri yazmak isterdim
söylenen en güzel sözleri söylemek
seninle en güzel ben öpüşmek isterdim
şehrin hiç bilinmeyen ama en güzel yerinde
sonra hayatından en güzel giden ben olmak isterdim
sakin ama hüzün dolu
sen kal olduğun yerde
takılma gökyüzüne bulutlara yıldızlara
yolda rastladığın kırık fotoğraf çerçevesine
limanlara denize balıklara
sen aldırma bize
çocuğum ben hala
yaralarım seni kendimle beraber
ama isyan etmem
üzülürüm
anlatırım sana ama anlar mısın, bilmiyorum.
sessizce sevmiştim ben
kendime bile fark ettirmeden
seni bu dünyada en çok seven ben olamadım belki
birini en çok senin sevdiğinin garantisini veremezsin
ama sevdim işte
içimden nasıl geliyorsa öyle
bazen çok bazen az
hatta bazen hiç
bu resmi Cascais/portekiz'de yürürken bir duvarda gördüm ve fotoğrafladım.
özlemiyorum
bu duyguyu dibine kadar yaşamıyorum
bitmez bir yoldur yalnızlık
varış çizgisi kayıp olan
bunu bilince nasıl özleyebilir ki insan
bu yüzden "o anı yaşa" diye bir şey var sanırım
herkesin öğüt defterinde
zaman kimseyi kırmaz
kıran insanlardır
bu yüzden korkma
herkes götürecek bir parçanı
ve her yol çıkacak yalnızlığa
bir gün!
benim yokluğum seninle
bunu bilmek güzel
kaybetmiş saymıyorum seni
tesadüflerle bağlıyız biz birbirimize
ve senin yokluğunda bendeyken
hayatımızın sonuna kadar bu böyle olacak
tamamlanmamış her şey gibi
boynumuzun borcu gibi
bilmezsen yüreğinin derdini
yoktur gidecek yolun
hiç bir yağmur dindirmez yangınını
hiç bir dost anlamaz
ilk sen yıkılırsın bilinmezin dehlizlerinde
HAZAL ÇETİN
"YAĞMURU SAKLADIM İÇİME TAM KURUMUŞ ÖLÜYORKEN" FERİDUN DÜZAĞAÇ
bu fotoğrafı Madrid'de bir fotoğraf sergisinde çektim.
ayrıntılara girmek istemiyorum
ama o gün kötü bir gündü
kötü uyanmamıştım
ya da içimde kötü bir his yoktu
ama her şey birden bire oldu
ayrıntıları hatırlamak istemiyorum
ama gün güzel bir gün değildi
sen çektiğim bir fotoğraf gibiydin
sadece benim gördüğümden oluşmuyordun halbuki
senin varlığın benim görmediklerimdi
kadrajımdaki sen
olmanı istediğim sendi
sen bile bile gülümsedin kadraja
bense sadece deklanşöre bastım zaman ayarını yapıp makinamın
koştum yanına
gülümsedim seninle
ve çekildi fotoğrafımız
tamamen otomatik
sanat değildi ama o fotoğraf
sadece bir tekrardı
sanatçının yorumu olmayan her fotoğraf gibiydi
sıradandı
ayrıntılara değinmek istemiyorum
ama her şey birden bire oldu
aniden başımdan aşağıya inen kaynar su gibi
fotoğraf fludan net bir görüntüye doğru evrildi
her şey uzaktan daha iyi görünüyordu
ve büyük fotoğraf hiç hoşuma gitmedi
ayrıntıları hatırlamak istemiyorum ama
ihanetin aydınlattığı yollar vardır.